<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469</id><updated>2012-02-16T19:07:07.866-08:00</updated><category term='Yazı'/><category term='Röportaj'/><title type='text'>Mesud Ata |</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-5864341196832495938</id><published>2011-05-04T07:26:00.001-07:00</published><updated>2011-05-04T08:18:40.657-07:00</updated><title type='text'>Sendikalı imamlar: ‘Cuma namazına denk geldiği için 1 Mayıs’a gidemedik’</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-L-LkODC5RIE/TcFoy67Eg8I/AAAAAAAABWA/8WyW458G6Mo/s1600/haberrop.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="117" src="http://3.bp.blogspot.com/-L-LkODC5RIE/TcFoy67Eg8I/AAAAAAAABWA/8WyW458G6Mo/s400/haberrop.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Sırt çantama Yalçın Küçük'ü dinlemekten yorgun düşmüş ses kayıt cihazını ve fotoğraf makinesini, Nihat Genç'in “Ofli Hoca”sını ve LeMan'dan Suat Özkan'ın “Dedeler” adlı karikatür albümünü atıp aşağı iniyorum. Sekreterimiz, abone sorumlumuz Asiye Hanım’dan bilgisayardan çıktısını almasını istediğim imam karikatürlerini de alıp çıkıyorum. Gideceğim yer Beykoz Müftülüğü’ne bağlı Yeni Tekke Camii. Orada din görevlilerinin sendikalarından biri olan Diyanet-Sen’den üç imamla buluşacağım: Diyanet-Sen Teşkilat Sekreteri Mehmet Yüce, İstanbul Şube Başkanı Musa Hakan ve Şube Başkan Yardımcısı Sedat Canbaz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Buluşma saatimiz 14:00'da ama ben erken gelip Mihrabat Koruluğu’nu dolaşarak biraz nefes almak istediğimden erkenden yola koyuluyorum. Derginin bulunduğu İmam Adnan Sokak çıkışında, fesleğen satan adamın önünden geçerken ellerimi çaktırmadan nergislere sürüp kokluyorum. Metroya ilerliyorum. Mecidiyeköy'de inip Simit Sarayı’na ilerliyor ve Simit Sarayı’na girecekken gördüğüm seyyar simitçiden iki simit alıyorum. Ardından Beykoz otobüsüne biniyor ve Kavacık'ta iniyorum. Artık çok az kör noktası bırakılmış, didiklenmedik yeri kalmamış yeryüzünün mahremiyetini ihlal ederek GoogleMap'ten aldığım haritadan Yeni Tekke Camii'ni işaret ederek yolu soruyorum insanlara. “Bi' 15-20 dakka yürüyeceksiniz” diyor bir esnaf. Tarif ettiği yoldan ilerliyorum. FEM dershanelerinin bir şubesinin önünde dururken nergis kokusu alıyorum, kokuyu ikinci kez ve şehvetle ciğerlerime çekerken nerden geldiğine bakıyorum kokunun. Gözüm bir çiçekçi ararken, kokunun hemen arkamdaki şık giyinmiş başörtülü bir genç kızdan geldiğini fark ediyorum. Yola devam...  &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Kocaman harflerle yazılmış bir yazı görüyorum: "ÖZEL MÜLKTÜR GİRİLMEZ". Yazıyı görünce aklımdan Proudhon’un "Mülkiyet Hırsızlıktır" ve Kuran'ın "Mülk Allah'ındır" sözleri geçiyor. Beyin sinirlerim oradan başka bir bağ kuruyor:  Arkadaşım Said'in “Laz Kapital” ayarındaki, Doğu şivesiyle yazılmış “Mülkiyet Kırkızlıktır” adlı kitap projesini hatırlıyor ve tebessüm ediyorum. Tebessüm ettiğimi gören, ellerinde Kuran olan birkaç çocuk tuhaf tuhaf bana bakıyor. Camiyi soruyorum, “az ileride” diyorlar. Musa hocanın talebeleri misiniz, diye soruyorum “evet” diye yanıtlıyor adı Hüseyin olan çocuk. “Ben de camiye gidiyordum zaten” diyor Hüseyin. Camiye dek beraber yürüyoruz. Küçük bir cami Yeni Tekke Camisi. Kapının üzerinde mermere işlenmiş mescidlerle ilgili bir ayet var Tevbe suresinden.  &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Avluya giriyorum. Musa Hoca evdeymiş, diyor Hüseyin. Ben onu hiç rahatsız etmeden, caminin ilerisindeki yeşil alana yürüyorum. Ok işaretleri, ileride çay içilecek bir yer olduğunu gösteriyor. Sağlı sollu villalar, "Dikkat! Tehlikeli Köpek Var!" uyarıları. Bir köpek görüyorum, o da beni görüyor ve havlıyor. Köpekten korkmuyorum hayır; bir arkadaşımın dediği gibi “köpeklerden korkmuyorum ama endişeleniyorum”. Köpek havlamalarına dişimi sıkıp hızla aşağı iniyorum ve evet, genişçe bir kafe ve restaurant tabelası görüp içeri dalıyorum.  &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Oturuyorum güzelce bir yere; boğaz manzarası var. Fatih Köprüsü çok yakın ama egzoz tacizleri bana kadar ulaşmıyor. Garson yanaşıyor: "Ne istersiniz?" Aklıma Nişantaşı'da içeceği kahvenin ve çayın hesabını yapan 'Salomonje ajanı' Gürkan Haydar Kılıçarslan geliyor. Temkinli davranıp çay istiyorum. Bu arada çantamda okunacak bir şey arıyorum. Hürriyet’in eski sayısı. Açıp Gülden Aydın’ın ÖDP'nin İmam Hatip kökenli Genel Başkanı Alper Taş ile yaptığı röportajı okuyorum.  &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Saat 14’e yaklaşınca toparlanıyorum. Kasaya doğru giderken bu fiyakalı mekânın çayı ne kadardır, diye düşünüyorum. “Bi çay vardı…” diyorum. “3.5 ytl” diyor kasa.  Allah’tan latte istememişim... Ödeyip çıkıyorum. Cami avlusunda az evvel karşılaştığım cami cemaati çardakta oturmuş sohbet ediyor. İmamı soruyorum, bitişikteki bahçeli lojmanı gösteriyorlar. Babam birazdan gelir, diyor imamın oğlu Cihat.  Çardağa geri dönüyorum. Üç kişi var. Biri, sakallı cübbeli bir amca. Biraz sohbet ediyoruz, kim olduğumu soruyor amca. Gazeteci olduğumu öğrenince hemen başlıyor yakınlara dikilen baz istasyonlarından dert yanmaya. Hayatı zehir edecek yeni teknolojilerden “3G” zımbırtısı için ek bir baz istasyonu daha kuracaklarmış. “Cami cemaati olarak baz istasyonlarına karşı örgütlenin bir şeyler yapın” diyorum.  &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Bir süre sonra amca kalkıyor. Diğerleriyle konuşmaya devam ederken, “yaşlı amca beni buralarda dolanırken gördüğünde saçıma sakalıma laf etti mi?” diye soruyorum gülerek. “O öyledir, her şeye muhalefet eder” diyorlar hemen. Buradan anlıyorum ki ben yanlarına oturup sohbet etmeden evvel sövmüş bana “kim bu uzun saçlı sakallı hergele” diye.  &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Musa hoca, siyah motosikletiyle kapıdan beliriyor. Ve eliyle “buyur bahçeye geç” diye işaret ediyor. Oturuyoruz bahçeye. Sedat ve Mehmet Hoca’yı bekliyoruz, onlar da geliyorlar. Yanımıza oturmak isteyen oğluna ve yeğenine “hadi gidin bilgisayarda oyun oynayın” diyor Musa hoca. Bu arada Musa hoca’ya yazdırmak isteyen biri geliyor.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Sohbet uzuyor, yanıma aldığım kasetler yetmeyecek diye endişeleniyorum, kayıt cihazları da takılıyor arada. Genel Yayın Yönetmenimiz Tuncay Akgün’den yeni bir dijital kayıt cihazı ve fotoğraf makinesi istemek gerektiğini not ediyorum. Bu arada ikindi namazı vakti yaklaşıyor ve uzaktaki camilerde görevli olan Mehmet ve Sedat hoca müsaade istiyorlar. Ben de gitmeyi planladığım bir basın toplantısına yetişebilecek miyim, kaygısı taşıyorum. Musa Hoca ile baş başa kalıyoruz, Ahmet Yıldız’ın “Hıl' fül fudul'dan günümüze Sivil Toplum ve Sendika” kitabını hediye etmek istiyor, ancak kitabı bulamıyor. Daha sonra LeMan’a gönderirsiniz, diyorum. Bu arada sağa sola çarpmaktan haşat olmuş cep telefonum çalıyor. Dergimiz yazarlarından Tanla Sılay arıyor. Telefonun çalması vesilesiyle ben de müsaade isteyip hızlı adımlarla geldiğim yolu yürümeye başlıyorum.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-E7oa8Gy6mXM/TcFkVJvQOEI/AAAAAAAABV4/HBuK4BzGtYE/s1600/imam_sendika.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" src="http://3.bp.blogspot.com/-E7oa8Gy6mXM/TcFkVJvQOEI/AAAAAAAABV4/HBuK4BzGtYE/s400/imam_sendika.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mesud Ata | yeniHarman, Ağustos 2009&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red; font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Anadolu’da “Sedika” ismini pek çok insan Yeşilçam filmlerinin kimi repliklerinden duymuştur. Mesela Kibar Feyzo’da Feyzo maaş almaya giderken herkese 100 kendisine 50 lira verildiğini görünce, “Niye böyle?” diye soruyor. Parayı veren adam da “E, onlar sendikalı” diyor. Kemal Sunal da “&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;Onlar sendikalıysa ben de Harranlıyam&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;” diyor. Sizin Sendikacılıkla tanışıklığınız nerde başladı, ilk nereden duydunuz bu kelimeyi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz: &lt;/b&gt;1991 yılında İstanbul’a geldiğimde Şişecam fabrikasının yanındaki camide görevliydim. Sendikaları, sendikacılığı ilk orada görmüştüm. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt;  Ben 12 Eylül döneminde ortaokuldaydım.  Çok ağzım yandı o hareketlerden. Sendika deyince bir tepki vardı daha önceleri...  Görev hayatına başladıktan sonra 90’larda böyle bir sendikanın bizde de gerekli olduğunu düşünmeye başladık. Sendikalar kurulduğu zaman Bursa’daydım. Bursa’dan izliyorduk İstanbul’daki, Eyüp’teki hareketi. Neticede de öyle oldu bizden büyük ağabeylerin başlatmış olduğu harekete katılmış olduk.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Diyanet-Sen nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? İmamların ücretleri mi ödenmiyordu, neydi sorun?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz: &lt;/b&gt;Diyanet-Sen’in tutumu sadece ve sadece ücret sendikacılığı değildir. Genel Başkanımızın ifadesi her zaman odur.  Evet, hak arama temel noktadır ama aynı zamanda yönetime iştirak etmektir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt;  Sosyal bilimlerin bir dersinde sendikaların bir “baskı grubu “ olduğu konusu vardır. Bazı meslek gruplarındaki insanlar belli haklar elde etmişlerse bunların bir baskı grubu vardır demek ki, diye düşünüyordum. Neticede bizim teşkilat yasası yarım yamalak. Haftada bir gün iznimiz yok, bayramda çalışıyoruz, bayramda iznimiz yok. Bütün memurlar tatile giderken resmi tatili kullanırlar, biz akrabalarımızı ziyaret etmeye giderken 20 gün iznimizden senede 6 günümüzü bayram ziyaretleri için kullanırız. Haftada bir gün izinlerimiz olsun, diğer bazı haklarımız olsun. O “baskı grubu” denen mekanizma çalışmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Diyanet-Sen, Diyanet kurumunun özerkliğini istiyor…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce: &lt;/b&gt;Diyanet’in özerk olması demek YÖK gibi&lt;b&gt;, &lt;/b&gt;yöneticileri seçimle gelen, daha bağımsız, kararları etki altında olmadan alabilen bir kurum… Genel Kurmay gibi bir yapı…&lt;b&gt; &lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Bu işi cemaatlere bırakın, diyen Müslümanlar var…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Cemaatlere bırakılması kaos meydana getirir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt; Her fikirde cemaat var ve hepsi benim dediğim doğru der. Ve Müslümanlar arasında derin uçurumlar da çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Özerklik cemaatlere bırakılsın değil. Diyanet anayasal bir kurum ama burada eleştirilebilecek nokta şu:  din sonuçta kimsenin elinde değil tekelinde değil. İslam ruhban sınıfı üretmez. Ama anayasal kuruluş olduğu için bu şekilde devam eder.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-İşçi artık bir zamanlar tasvir edildiği gibi sadece elinde İngiliz anahtarı ve çekiç olan adamdan ibaret değil, bilgisayar başında çalışan adam da işçi. Bu durumda alnı secdeye giden imam da kafa işçisi midir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz: &lt;/b&gt;Elbette. İmam üretendir. Eliyle üreten gibi imam da fikir üretir. 24 saat toplumsal problemlerle ilgilenen bir insandır imam. Ama memur olarak baktığın zaman genel ve katmalı bütçeden para aldığı için tüketicidir. (Gülüyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt;  İşte demin gelen insan “hocam çocuğuma muska yazın” diyor. Tabii doğru olanı da göstermek gibi bir mecburiyetimiz var. Yani 15 yaşındaki bir çocuğun agresifliğini muskayla telafi edemezsin. Orada babaya doğru olanı; daha alçakgönüllü, kucaklayıcı olmasını tavsiye etmelisin. İnsanların her zaman başvurduğu bir noktadayız.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Nasıl bakıyorsunuz sarı sendikalara?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz&lt;/b&gt;: Sarı sendika, yönetimden yana tavır koyan, grev kırıcı, yönetimin kırdırdığı sendika olarak adlandırılıyor. Memur sendikalarında böyle sendika var mı tam olarak bilmiyorum ama sarı sendikaya yakın duran memur sendikaları var.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;-Peki size bu yönde eleştiri geliyor mu; iktidardan yana, çok da sert muhalefet edemeyen sendika diye…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz:&lt;/b&gt; Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde İki büyük sendika var: biri Diyanet-Sen öteki Diyanet Vakıf-Sen. Onu biraz daha yönetimdeki insanların el attığı sendika olarak düşünürüz. Hükümet olmadan önce de vardık biz. AK Parti’yle büyüyen bir sendika filan değil. Asıl onu iktidarla birlikte büyüyenlere sormak lazım.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Peki kendinizi “yeşil sendika” olarak tanımlar mısınız?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz:&lt;/b&gt; Hayır, böyle bir rengimiz yok. Yeşil sendika değiliz. Gökkuşağının bütün renkleriyle barışığız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Diyanet sendikalarından biri, “Alınteri” adlı bir sol hareketin attığı “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni” şeklindeki sloganı atmış bir mitingde…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz:&lt;/b&gt; Bu sloganı biz attık mı atmadık mı bilmiyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Peki atar mısınız böyle bir slogan?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Sayın Başkan’ın dediği gibi sendikaların kuruluşunda Sol var.  Elbette Sol’un tecrübesinden sendikal birikiminden istifade etmemek etkilenmemek mümkün değildir. Etkilendiğiniz, beğendiğiniz, taklit ettiğiniz yönleri olduğu gibi beğenmediğiniz, katılmadığınız yönleri de olabilir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt; Biz ücret karşılığı çalışmayı kölelik olarak görmüyoruz. Ücret karşılığı olarak çalışmayı helal rızık temin etme olarak görüyoruz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-O zaman şöyle mi diyelim: “Kahrolsun ücretli ve haram kölelik düzeni!”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt; Evet.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:   &lt;/b&gt;Kölelik düzeni diyebiliriz biz buna. İlla sermaye, şu bu demek zorunda değiliz. Aldığımız ücretin yeterli olup olmadığını da söyleyebiliriz tabii. Dört kişilik bir ailenin fakirlik şeyi belli oldu: 1 milyar 400 milyon… İmamlar camiası 1.200-1.500 arasında yer alıyor. İmamlar fakirlik sınırında ücret açısından.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Diyanet’in getirdiği zalimce bir uygulaması ya da maaşlara uzun süre zam yapılmaması durumunda imamlar 1 Mayıs’a gider mi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt; Bu 1 Mayıs’ta, Kadıköy meydanında polise esnafa herkese güller dağıtarak, Boğa heykeline kadar yürüyelim; Diyanet-Sen olarak 1 Mayıs’ın nasıl kutlanması gerektiği yönünde bir fikir verelim, diye düşüncemiz vardı. Fakat bizim her şeyden önce görevimiz, eylemimiz Cuma namazı kıldırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Hutbeleriniz merkezi olunca, köylüye tuhaf gelebilecek hutbeler çıkmıyor mu?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt;   Hutbelerde diyelim İstanbul’da anız yakmanın kötülüğünden bahsetmenin lüzumu yok. Ya da Kars’ın bir köyünde de trafik kurallarından…  &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt;  Aynı zamanda bu tabi merkeziyetçiliği doğurdu. Bizim gelişimizin önünde bir engel. Normalde kendi hutbemizi kendimiz yazmamız lazım.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Kürtçe konuşulan bölgelerde Kürtçe hutbe okumasını ister misiniz sendika olarak? &lt;/b&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt;&lt;u&gt; &lt;/u&gt; Kürtçe mevlit şu an okunuyor şu an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Hutbe dediğin şey nasihattir. Türkçe bilmeyen bir adam hutbeyi ne yapacak?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz:&lt;/b&gt; Ama tabii bu Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalışan Kürtçe bilen görevlilerle de alakalı bu. Orda görev yapan herkes Kürtçe bilmiyor da olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Türkçe bilen kişi sayının az olduğu ya da Türkçeyi az bilen insanların olduğu bir köyde, metinden okuduğunuz soğuk ve teorik dille nasıl bir iletişim olur?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt; Türkçe bilmeyenin fazla olduğunu zannetmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz&lt;/b&gt;:  Bununla ilgili halktan da böyle bir şey gelmedi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Caminin girişinde bir ayet vardı Tevbe Suresi’nden. Mescitleri kimlerin imar edebileceği üzerine.&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Bugünkü mescitlerde bir gariplik var. Kitabi olanın ötesinde, peygamberin mescitlerinden uzak, gösteriş fışkıran ibadethaneler bunlar…&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Cambaz:&lt;/b&gt; Kitabi dinle halkın anladığı dindarlık farklı. Kuran ve sünnete dayanan din ile Popüler din dediğimiz, halk din farklıdır her zaman. Bizim camilerimiz halk tarafından inşa edilir. Dolayısıyla halk her zaman camimiz en güzel olmalı, düşüncesi zihinlerinde hakim olduğu için parası neye yetiyorsa en güzel olabilecek şekilde değerlendirmeye çalışıyor. Çünkü bizim camilerimize devlet para aktarmıyor, sadece din görevlisi tahsis ediyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Osmanlı döneminde yapılan camiler, Sultanahmetler falan devlet destekli yapılar…&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt; Hayır o kabul edilemez. Şimdiki şatafat süsleme, daha doğrusu kimyevi, işlenmiş madde kullanımıdır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Ama Kitabi olandan bahsediyoruz. Ne olursa olursa olsun, “atalarımızın, Osmanlı’nın mirası” diye sahip çıkmak doğru mu acaba?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Var olan şeyi zaten yok edemezsiniz. Osmanlı’da muhtemelen o camiler sadece ibadet edilen yerler değil. Aynı zamanda Osmanlı’nın ihtişamını göstermek için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Burada kibir girmiyor mu işin içine?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:  &lt;/b&gt;Mimar Sinan kalkıyor Selimiye’yi Ayasofya’nın,  mesela kubbesinin çapından büyük olsun diye yapıyor. Orada küffara karşı ihtişamı gösterelim diye… Osmanlı camilerinin belirlilerinde. Şatafatlı olan Osmanlı camileri İstanbul’da. Osmanlı’dan sonraki camiler derseniz, o kadar şatafatlı camimizin sayısı çok az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Ankara’daki Kocatepe Camii sonradan yapılmıştır mesela…&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:  &lt;/b&gt;Kocatepe tamamen bir taş yığınıdır. Ne şatafatlıdır ne bir estetiği vardır. Gidin Üsküdar’daki Şemsipaşa camisine –küçücük bir camiidir- onun estetiğini Kocatepe’de bulamazsınız. Tabii “dine uygun”, “dine uygun” değil diye bakmamak lazım. Bu medeniyetle alakalı bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Peki, sendikadan, ücretlerden konuştuk ama paralı imamlık olur mu hocam?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt;  Nasıl paralı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Paralı namaz kıldırmayı nasıl temellendirebilirsiniz?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt; Alınan paralar hayatın devam etmesi için. İmam başka bir iş yapmayacak, o işle meşgul olacak demektir. Bu görevlinin çocuğu, iaşesi olacaktır. Yaşaması için paraya ihtiyacı olacaktır. Hiç para da verilmezse biz mihrapları terk etmeyiz. Bu gönülden yapılan bir görevdir. Geçtiğimiz yıllarda Diva-Sen’in bir teklifi olmuştu; yaz günlerinde sabah ve yatsı namazlarına mesai verilsin şeklinde. Bu, “İmamlar namazı parayla kıldırmak istiyor” şeklinde algılandı. Halbuki oradaki serzeniş, mesaimizin 19-20 saati bulmasıyla ilgiliydi. Sabah 4’ten gece 11.30’a kadar sürekli görevin başındayız demektir. Cemaat ne zaman sıkıntı duyarsa gelip kapımızı çalabilir. Mesai kavramımız yok.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Ücretle ya da halk yardımıyla imamlık ne zamana kadar gidiyor, kaynaklar nerelere kadar uzanıyor?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt; Osmanlı döneminde de vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Daha eskiye gidelim.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt; İslam’ın ilk dönemlerinde tayin edilen valiler aynı zamanda imam. Hem imam hem vali. Tabii İslam coğrafyasının genişlemesiyle değişik şekiller aldı. Tabii şu var; toplumun İslam’ı bilmesiyle alakalı bir şey. Şu anda imam izine ayrılsa koskoca cemaatin içinde dini bilgisi olan, imamlık yapabilecek kimse bulunmuyor. Cumhuriyet dönemiyle birlikte kadrolu imamlık başladı. Ama 76’lara kadar fazla kadrolu imam yoktu. Yine cemaatlerin ücretle tuttuğu mevsimlik imamlar vardı.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Bu tarihsel süreçte şartların doğurduğu bir şey. İşlerin profesyonelleşmesi, nüfusun artması. Bu bir işbölümüdür. Herkes birkaç işle meşgul olmayacağı için bu bir iş bölümünün sonucunda meydana çıkmış bir şeydir. Doğal bir süreçtir..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Peygamber döneminde ya da kısa bir süre sonrasında durum neydi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Bir kendi kıldırdığı mescit var zaten. Tek cami, tek devlet başkanı var.  O zaman devlet ve devlet görevi çok nadir. Bugünkü, modern anlamda devlet oluşmuş değil.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;-“&lt;b&gt;Üç kişi bir araya geldiğinde biriniz imamlık, rehberlik etsin” gibi bir hadis var. Öyle bir durumda aralarında en iyi bilenin öne geçmesi o sistematikleşmenin ya da sırf para kazanmak için imam olanların ortaya çıkmasının ve kirliliğin önüne geçmez mi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Bu işin çıkışı arzulanan bir netice değildir. Ha, bundan sonra ücret için bu işe müracaat edenleri ayrı koymamız lazım. Ama çıkışı tabii bir olaydır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Ramazan ayı da yaklaşıyor. Ramazan aylarında televizyonlarda fırlayan vaizler oluyor. İyi de paralar alıyorlar. Parayla tebliğ ediyorlar. &lt;/b&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt; Tebliğden ziyade televizyonun o alandaki bir ihtiyacını dolduruyor. Bir başka alanda günde bir saatti dolduran insan ne kadar para alıyor, bu hoca ne kadar para alıyor?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Sizin bir ayda aldığınız maaştan kat kat fazla alıyorlar.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/u&gt; Nihat Hatipoğlu kadar reyting yapmayan bir şarkıcı, bir saat türkü söylediği zaman 50-60 milyar para alıyordur ama Nihat Hatipoğlu 1 milyar para alıyordur. Ben helal olsun derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XaQ_J_YpBLQ/TcFpkbgie7I/AAAAAAAABWI/MhqCs5bz2Qs/s1600/mehmet_imam.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-XaQ_J_YpBLQ/TcFpkbgie7I/AAAAAAAABWI/MhqCs5bz2Qs/s400/mehmet_imam.JPG" style="cursor: move;" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Nihat Genç’i biliyor musunuz?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:  &lt;/b&gt;Biliyorum. SKY Turk’te...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Nihat Genç, LeMan yazarıdır.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Evet, bir sürü kitabı var. Karadenizli, deli dolu birisi. Eski ülkücülerden…  &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;-Nihat Genç’in “Ofli Hoca” diye bir kitabı var. Ofli Hoca, Karadeniz’de efsane olmuş bir tipleme. Hikayeleri, fıkraları anlatılır. Küfürbaz, bazen cinsel mevzulara dalan, patavatsız bir hoca. Nihat Genç’in yazdıkları da anonimleşmiştir… Durun bir tanesini okuyayım. “Birgün cemaatten biri biraz takılmak için Ofli hocaya, hocam Avrupa Birliği Uyum Yasaları ne demektir, diye sordular... &lt;br /&gt;Hoca: Anlatayım uşağum...Bir gün teravih namazı kıldırayrum...Bilirsinuz kadınlar perde arkasından kılayi...Yalnuz secdeye vardılar mi, varmadilar mi seslerinden anlayrum. Yer tahta olduğu için yatup kaltıklarını anlayrum ana göre namazi kumanda edeyrum. Ben “Allahüekber” deyip ayağa kalkayrum, bakayrım, kadunlar daha secdeye yeni varayi. Bir sinirlendum, namazı selam verip kestim. Kadunlara doğru bağurdum: 'Sayun kadunlar, bundan sonra benimle yatup benümle kalkacaksunuz.'  Uyum Yasaları da bu hesap, bundan böyle Avrupa'yla yatup Avrupa' yla kalkacağız...”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;(Gülüyorlar)&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Diyanet-Sen Avrupa Birliği’ne nasıl bakıyor?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;Avrupa Birliğine taraf…&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Mehmet Hocam, başta konuşurken “sinemada imamlar kötü gösteriliyor” dediniz. Onu nerelerde gördünüz, sizi rahatsız eden şey neydi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet Yüce:&lt;/b&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/u&gt; Geçenlerde mesela Vizontele’deki İmam’ı izledim. Kekeme imam. Sedat Hocamı örnek göstersinler. Adam yüksek lisansını bitirmiş doktora yapıyor. (Gülüyor)  &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:  &lt;/b&gt;Hatırlar mısınız bir yıl önce “öğretmenler mi, imamlar mı?” diye bir tartışma oldu, gazetelere yansıdı. Tabii bunun bir projenin ürünü olduğunu biliyoruz. Öğretmenler aydın, değişimi temsil eden kesim;  imamlar da tamamen geri, muhafazakar, değişime direnen insanlar olarak gösteren bir projedir. Bu sadece imamlarla ilgili değil dindarlarla ilgilidir. Kemal Sunal filmlerine bakın. Elinde tespih, başında şapka ev sahibi, dükkan sahibidir. Elin karısına kızına göz koyar, bir taraftan tespih çeker vesaire….&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt;  Bu ülkede askeriyenin, polisin aleyhinde bir şey söylemezsin. Bütün polis, asker kahramandır. E, geriye kim kalıyor; kötü yola düşmüş bir kadını kurtaran bir jön veya olmadık densizlikler yapan bir imam.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Bazı karikatürler getirdim imamlarla ilgili, bakabilir misiniz…&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;( Karikatürlerin kimilerine gülüyor kimilerinden rahatsız oluyorlar )&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt; Sanatçı tekniğini sanatını ortaya koyar, fakat bu dalga geçme boyutuna ulaşırsa bu maksadı aşmış olur. Yoksa din adamının o tarafıyla mizahi olarak bir şeyler yapılabilir. Mesela Nasreddin Hoca çıkmıştır mesela kültürümüzden...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-İzlediğiniz, güldüğünüz filmler ve komedyenler var mı?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Cem Yılmaz’ı beğeniyorum. Çok zeki. O da karikatürist değil miydi?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;-Evet, LeMan çizerlerindendi...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt; Artık karikatürlerini sahnede yapıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;Sedat Canbaz:&lt;/b&gt; Cem Yılmaz harika. Karikatürleri de güzeldi. Dikkat ediyorum sahnede hiç takılmıyor, takılsa bile onu da espriye çevirebiliyor. Ama Şahan Gökbakar’ı sevmem.  Çok kaba, ilkokul seviyesinde bir mizah. Hasan Kaçan vardı bir de o da çizerdi. Gırgır’ı okurduk. Ustura vardı… Yılmaz Erdoğan’ın Bir Demet Tiyatro bölümlerini izlerdim hep.  &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Musa Hakan:&lt;/b&gt; Zeki-Metin’den sonra Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz’ı komik buluyorum. Fakat komedi çok ayağa düştü. Argo ve çok müstehcen ifadeler toplumun ahlaki yapısı üzerinde büyük tahrifatlar yapmaktadır. Daha edebi, ince mizah bizim kültürümüze güzel hizmetler verecektir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-5864341196832495938?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/5864341196832495938/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=5864341196832495938' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/5864341196832495938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/5864341196832495938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2011/05/sedikaliimamlar.html' title='Sendikalı imamlar: ‘Cuma namazına denk geldiği için 1 Mayıs’a gidemedik’'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-L-LkODC5RIE/TcFoy67Eg8I/AAAAAAAABWA/8WyW458G6Mo/s72-c/haberrop.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-2373410552067681905</id><published>2011-04-02T08:17:00.000-07:00</published><updated>2011-04-03T13:09:41.630-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Röportaj'/><title type='text'>Metin Yeğin: 'Komün bu alçak düzenden kaçışın toptan cevabıdır'</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Ue2kQHt2gfE/TZc8eIhfamI/AAAAAAAABVc/QNAMMQc84Rw/s1600/Metin+Yegin.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-Ue2kQHt2gfE/TZc8eIhfamI/AAAAAAAABVc/QNAMMQc84Rw/s320/Metin+Yegin.jpg" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Metin Yeğin diye bir adam var; eylemci, yönetmen, gazeteci, gezgin...&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Latin Amerika'da işgallerde, komünlerde ter döken; başkalarına ev inşa eden ama bir evi olmayan adam. Bir evi olmayan ancak dünyanın pek çok yerinde gideceği evi, içeceği kahvesi olan Yeğin, şimdi de Urfa'nın Viranşehir ilçesinde bir komün inşa etmeye soyunuyor halkla birlikte.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; font-weight: normal;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; “Bir arsamız olur, sonra kent kenarında değerlenir, satarız. Bir iki kat çıkar, kiralarız. Kazandığımız parayla bir araba alır ya da en azından bir cep telefonu, sağa sola gösterir, hava basarız. Boyumuz büyür.” diyorsanız yanılıyorsunuz.” diyor yapılacak evler için. Çünkü evler “Ax u Av” yani “Toprak ve Su” koperatifinin olacak. Evlere yerleşecek aileler, orada diledikleri kadar yaşayabilir, çocuklarına bırakabilir ama satamaz; ihtiyacı olan birine devreder, diye karar vermişler.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Yoksullar güzel evlere layık. Sağlıklı kerpiç evlerimiz, bütün Viranşehir evlerinden daha sağlıklı olacak.” diyor Yeğin. Ancak elbette sadece ev inşa etmekten söz etmiyor...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-U4VC3GdUyRE/TZdCa9N-z7I/AAAAAAAABVw/JZvxV12wRpg/s1600/haberrop.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="94" src="http://1.bp.blogspot.com/-U4VC3GdUyRE/TZdCa9N-z7I/AAAAAAAABVw/JZvxV12wRpg/s320/haberrop.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Mesud Ata | yeniHarman, Mart 2011&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; font-weight: normal;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;- Paris '68 midir, birkaç yoksul gencin bulaşık meselesi yüzünden dağılan ev arkadaşlığı mıdır, bir arazi satın alıp sebze, taze yumurta ile geçinmek mi, emeklilik hayali midir “komün”?  Nedir?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dediğin gibi sahiden her şeyin bir cevabı durumuna geliyor 'Komün'. Yani bu alçak düzenden kaçışın toptan cevabı. Bazen kifayetsiz kaçışın kelimesi olarak karşımıza çıkıyor ve bazen doğrudan varlığının yıkıcı olduğu isyan. Ben ne kadar yıkıcı etkisi olabiliyorsa ona göre, o kadar komün demek gerekir sanıyorum. Herkesin kendi bacağından asılması gereken bu dünyada basit birlikte yaşamak deneyiminin bile cüret olduğunu düşünüyorum. O yüzden klasik bir tanımdan daha geniş bir komün anlayışım var.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Viranşehir'deki çalışmalarınızın adı neden “komün”?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Orada ne yapıyoruz? Kolektif kararlar alarak demokratik bir mimari ile ev inşa ediyoruz. 6 yaşından büyük çocuklar da bu demokratik mimari kararına dahil oluyor. 70 evin toplamını bir TOKİ fiyatına mal ediyoruz. TOKİ'nin F tipi, izalasyon tipi evlerine karşı ekolojik evler yapıyoruz. Kolektif alanlarımız var yaşayanların birlikte organik tarım yapacakları. İlk baştan beri herkesin karara katıldığı bir işleyişimiz var. 8-9 ailenin bir çekirdek olarak örgütlendiği kooradinatörleri ile karar aldıkları 8 erkek, 10 kadın ve 4 çocuk koordinatörümüz var ki bunlar başkan filan değiller sadece kararları iletiyorlar. Ulus ötesi inşaat tekellerine ihtiyaç duymadığımız bir inşa biçimi gerçekleştiriyoruz. Sadece müteahhitler mi inşa edecek... Yoksullarla evlerini inşa ederek ve emek satın alarak değil birlikte türkü söyleyerek, halay çekerek yaptığımız evler bunlar... Bütün bunlar ne kadar aykırı ve yıkıcı ise o kadar “komün”üz bence. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6-tKXCSiB1g/TZc9Xv6TQwI/AAAAAAAABVk/jwtQAiRv3Og/s1600/komun2.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="120" src="http://1.bp.blogspot.com/-6-tKXCSiB1g/TZc9Xv6TQwI/AAAAAAAABVk/jwtQAiRv3Og/s400/komun2.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Orada olmasının özel bir nedeni, anlamı var mı komünün?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hem tesadüfi hem de somut nedenleri var. Öncelikle “Ekolojik Demokrasi” paradigmasının toprakları oralar. Bu nedenle tabi ki “ekolojik evler” diyince akan sular duruyor bu çok önemli. Viranşehir bir yandan hala aşiret ilişkilerinin olduğu ve kadın özgürlükleri açısından zor bir yer ama öte yandan bu dayanışmacı ilişkiden de hareket ediyoruz. Ayrıca belki Hakkari'de bunu daha kolay inşa edebilirdik ama orası Hakkari orada olabilir diyorlar. Viranşehir'de ise herkesi etkiliyor. İhtiyaçlar üzerinden bir örgütlenme olduğundan mesela bizim kadın toplantılarımıza 70 kadın katılıyor, söz alıyor, tartışıyor ve karar alıyor. Mülkiyet vermiyoruz ama kooperatifin kullanım hakları onların yani ev onların. Size nasıl anlatıyım ilk günlerden birinde bir kadın arkadaş “Ben buraya geldim sanki burası Avrupa” diyordu. Böyle bir şey için ilk defa evinden çıkıyordu. Şimdi kararları veren onlar...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Komüne yerleşecekler kimler? Harhangi biri gidip yerleşebilir mi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tabii ki hayır. İki ilkemiz var. Evsiz olacak ama bu sokakta yaşıyor anlamına gelmiyor. Kiracı ya da mesela babalarının yanında yaşayan aileler var, 15 kişi 20 kişi yaşıyorlar. Tabii ki bunlar da evsiz. İkincisi kolektif çalışmaya açık olacak. Eh tabii ki ev yapımına katılmayan katılamaz. Bu katılım meselesi çok önemli. Hasta da olsa katılamazsa komüne katılamaz. Çünkü birlikte çalışma süreci bir “onsuz olmaz” koşulu komünde var olmanın.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Evlere yerleşecek ailelerin düşüdüğünüz yaşam biçimiyle bir ortaklıkları var mı ev sahibi olmak dışında? Bu evsizlere bir tür yardım mı? &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Demin söylediklerim dışında şunu söyleyeyim sürekli vurguluyoruz. Biz iyiliksever değiliz. Biz hiçbir şey vermiyoruz. Hiç yardım etmiyoruz. Biz onurlu bir şekilde birlikte ev inşa edeceğiz. Hiçbir yardım kabul etmiyoruz. Aileler kent meclislerinin önerdiği aileler. Ama zaten bizim çok iyi bir sürecimiz var. Yani mülkiyet vermiyoruz ve başta bu düşünceyle arsa almak isteyenler yok oluyor. Herkes çalışmaya katılmak zorunda. Kerpiç kesenle, duvar örenle yemek yapan, içecek-su taşıyacak olan arasında fark yok ama herkes elinden geldiğince çalışmaya katılmak, evini inşasına katılmak zoruda ki bu da birlikte yaşamın örgütlenmesinin anlaşılması için iyi bir süreç...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Çalışmaları kimlerle yürütüyorsunuz? Masraflar nasıl karşılanıyor, maddi desteği nereden buldunuz?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hiç bir maddi desteğimiz yok. Sıfır. İstemiyoruz da. Viranşehir Belediyesi'nin desteği var çalışmalarda ama onlar da sadece görevlerini yapıyorlar. Mesela alt yapı zaten belediyenin görevi. Bunu onlar yapacak. Eğer daha fazla kendi temel görevinin dışında bir şey yaparsa onlara borçlanacağız mesela ortak alanımızda fidan yetiştirerek onlara ödeyeceğiz tabi bunun bir başka nedeni de kolektif üretimi de sürekli kılmak. Diğer açıdan evi topraktan ve samandan yapıyoruz. Çok fazla paraya ihtiyacımız yok ama bunun kapısı var, penceresi var, damı var bunu da katılanlar karşılıyor... Bu çok önemli; ne kadar yoksul olsa da onlar karşılıyor. Çünkü hem karara hem sorumluluğa katılıyorlar. Borç alacak bir şey yapacak bunu bulacak. Tabi bu tek başına bulacak anlama gelmiyor. Bütün aileler birlikte çözüm yaratıyor. Bu dediğim gibi çok önemli iyiliksever değiliz, birlikte evlerini inşa eden onurlu insanlarız.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-YjgkyEfFnQA/TZc9T0JRhlI/AAAAAAAABVg/vbRWWhx31mk/s1600/komun1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="115" src="http://4.bp.blogspot.com/-YjgkyEfFnQA/TZc9T0JRhlI/AAAAAAAABVg/vbRWWhx31mk/s400/komun1.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Halk ne diyordu çalışmalar için, “ne işleri var bunların burada” diye düşünmediler mi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşin ilginci aslında kerpiç evleri sandığımdan da fazla zor anlattım. Yoksul da olsa tüketim biçimi manipilasyonu her yeri etkilyor. Ağaoğlu tipi evler her genç kızın rüyası! Ancak bu aşılamaz değil ve aştık da... Şimdi herkes ekolojik evlerin betonarme, F tipi cezaevlerinden ne kadaha güzel olduğunu anlatıyor birbirlerine. Ki inşa bitince bu daha da açık ortaya çıkacak.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;- Demokratik özerklik, Ekolojik Toplum meseleleriyle bağlantısı nedir komünün?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu paradigma çok önemli. Bu düşünsel alt yapı sadece kelimelerle bile olmasa böyle toplumsal bir proje gerçekleştirilemezdi kesinlikle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Bu girişim oranın kültürüyle, alışkanlıklarla, gelenekleriyle çatışmayacak mı? Atıyorum suyun kullanımıyla ilgili bir karara varıldı diyelim, bazı insanlar bildikleri yoldan devam ederse nasıl çözülecek sorun?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sorunsuz bir toplum olmaz. Böyle bir iddamızda yok. Biz bunu aşabilen, herkesin özne olduğu, dayanışmacı bir kominite evlerle birlikte inşa olacağı kanısındayız.&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vE85v7-KQ1k/TZc9Z9wRBCI/AAAAAAAABVo/I3yVeH0RnDM/s1600/komun3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-vE85v7-KQ1k/TZc9Z9wRBCI/AAAAAAAABVo/I3yVeH0RnDM/s320/komun3.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Latin Amerika deneyimlerinin katkısı ne oldu süreç içerisinde? Burayla denkleşmeyen şeyler ya da burada daha kolay çözülebilen şeyler var mıydı?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mesela mülkiyeti devretmemek, kolektif mülkiyet halinde tutmak ve katılanlar ne kadar yoksul olursa olsun gerekli olanları kendilerinin sağlaması yani “yardım” etmemek ve dolayısıyla onların yerine geçerek karar vermemek kesinlikle benim Latin Amerika deneyimlerinde yaşadıklarımdan aldığım şeyler. Denkleşmeyenler de var tabii ki ama bunu da öğreninoruz. Biz öğrenmeye devam ediyoruz, sokak öğretmeye devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Ayşe Düzkan, “Kadın emeği sömürüsü mimariyle halledilemez” ve “Bir gazeteciden komün uzmanı çıkartmış olmamız da ilginç” demiş sizin için. “Komün uzmanlığı” nedir, Metin Yeğin niçin böyle bir işe soyundu?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Uzman sensin!” diye cevap verirdim eğer yüzyüze konuşsaydık. Ben hiç bir şey uzmanı değilim. Ama sanırım o da esas olarak nasıl bir çalışma olduğu anlaşılmadan, telefonda sorulan bir soruya cevap vermiş diye düşünüyorum. Çünkü bizim çalışmamızda mesela mutfak-salon tartışması hiç temel argümanlarımızdan biri değil ki? Yani biz böyle bir şeyle kadın özgürleşir filan demiyoruz ki? Kadınların nasıl bir ev inşa etmek isteklerini karşılamaya çalışıyoruz. Onlar yerine geçip karar vermiyoruz. Uzman ve toplum mühendisi değiliz ki. Ayrıca gerçekten Viranşehir'e gelseniz o zaman gerçek ne onu göreceksiniz. Yani ben “Ax u Av” - “Toprak ve Su” kolektifine katılacak erkeklere bundan sonra yemekleri birlikte yapacaksınız diyip işte yumurta böyle kırılır diye mi göstereceğim. O kadar garip ki burası düşünüldüğü zaman. Biz, kadınları karara katarak bir özgürlük alanı yaratmak istiyoruz. Umudumuz kadınların bu durumu değiştireceği üzerine. Onların yerine geçipde bir şey yapmıyoruz. Özne olma alanları yaratmaya çalışıyoruz. Bu arada ben hiç bir zaman gazeticeden komüncü olmadım. Tam tersi komüncüden gazeteci oldum ve hala komün cüyüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;- Komün girişimi insanlarda müthiş bir merak uyandırdı gördüğüm kadarıyla. Niçin parlıyor insanların gözleri, sizin girişiminizden haberdar olunca?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eh bu da bizim tek kazancımız; dünyayı biraz da olsun değiştirebilir olmak...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-2373410552067681905?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/2373410552067681905/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=2373410552067681905' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/2373410552067681905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/2373410552067681905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2011/04/metin-yegin-komun-bu-alcak-duzenden.html' title='Metin Yeğin: &apos;Komün bu alçak düzenden kaçışın toptan cevabıdır&apos;'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Ue2kQHt2gfE/TZc8eIhfamI/AAAAAAAABVc/QNAMMQc84Rw/s72-c/Metin+Yegin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-4489873215269400440</id><published>2010-12-17T04:03:00.000-08:00</published><updated>2011-04-02T08:58:30.373-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><title type='text'>Salgın ve Korku Uygarlığı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TQtTZTzTvdI/AAAAAAAABLg/HdsCgU-NyXc/s1600/korku.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 144px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TQtTZTzTvdI/AAAAAAAABLg/HdsCgU-NyXc/s400/korku.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551622659941580242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mesud Ata &lt;/span&gt;| &lt;a href="http://www.yeni-harman.blogspot.com/"&gt;yeniHarman&lt;/a&gt; dergisi, Eylül 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Salgın durumlarında komplo teorileri, 'biyolojik silah', 'laboratuar ortamında yaratılmış virüs ' muhabbetleri de tavan yapıyor; ancak bu teorilerin ehemmiyeti yok; biyolojik silahlar, market raflarında yasal olarak satılıyor ve buzdolabımızda dolduruyor zaten. Sorunun temeli, tüm toplumsal korkuların kaynağı... Domuz gribi ve benzeri vakalarla ilgili asıl önemli nokta, daha önce var olmayan rahatsızlıkların neden patlak verdiği ve topluma neden korku aşılandığıdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsani bir duygu olan korku, kimi zaman tekellerin cebi dolsun diye, kimi zaman devlet otoritesi güçlensin diye yapaylaştırılıp salgılanıyor. Geçmişte toprak efendileri, emirleri altındaki işçilere ve kölelere, efendileri olmaksızın aç kalacağı duygusunu aşılaşmışlardı. Bu yüzden köleler, işçiler kendilerine hayatta kalacakları kadar ekmek veren efendilerine karşı gelmekten korktular. Zaman içerisinde toprak efendilerinin yerini modern devletler almaya başladı ve onlar, toprak sahiplerinin yaptıklarını daha ileri götürerek büyük projelerinde uygulamaya başladılar. Devletler, tarih boyunca kendi yarattıkları vahşeti görmeden enteresan bir şekilde “terörizm” üzerinden “terror” (korku) yaratarak “bölünme-parçalanma”, “kaos” korkusuyla insanların hayati değerlerini ellerinden aldı. Kendilerine yöneltilen en ufak eleştiriyi, yaşam hakkının savunulmasını “provokasyon”, “terörizm” diye yaftaladılar ve yaftalamaya devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TQtc8hco4tI/AAAAAAAABMQ/Ml-tlI5THq4/s1600/protex_reklami2.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 156px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TQtc8hco4tI/AAAAAAAABMQ/Ml-tlI5THq4/s200/protex_reklami2.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551633160504664786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CTORAMAN%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CTORAMAN%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CTORAMAN%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-no-proof:yes;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:&amp;quot;;font-size:85%;"  &gt;&lt;br /&gt;Salgın gibi durumlarda yaratılan  korku ortamında sermaye sahipleri boş durmuyor tabii; kimi temizlik-bakım ürünleri &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;“Bakterilere karşı %99 etkili. Domuz gribine karşı korunmanıza yardımcı olur” gibi ifadelerle ürünlerinin satış stratejilerini bu korku üzerinden güncelliyorlar. Islak mendiller, maskeler, vitamin hapları, aşılar satışı patlayan ürünlerden... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korku, nasıl modern devletlerle başlamıyorsa; insanlığın karşılaştığı ve karşılaşacağı felaketlerin kaynağı da gerilere dayanıyor. Geçmişte, avcı-toplayıcı yaşam şeklinin ardından, insanların hayvanları evcilleştirmeye başlaması ve tarıma geçmesiyle beraber daha evvel tanınmayan hastalıklarla boğuşmaya başladı insan. Ama doğadan kopuk olmayışı onu bir şekilde canlı tutarken o, ölüm karşısında da metanetle durdu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı bilim adamı-yazar Jared Diamond, “Tüfek Mikrop, Çelik” adlı kitabında, bir doktor arkadaşının başından geçen bir olayı anlatır: Gizemli bir hastalıktan dolayı çok kaygı duyan evli bir çift doktora gitmiş. Koca, saptanamayan bir mikrop yüzünden zatürre olmuş. Doktor, karşılaştığı bu tuhaf hastalığın nedenini bulmaya çalışırken herhangi bir enfeksiyona sebep olabilecek bir cinsel ilişkide bulunup bulunmadıklarını sormuş. Doktor yanıt beklerken koca kızarmış bozarmış, kadınsa birden öfkeyle bağırmaya başlamış ve eline aldığı ağır bir şişeyi kocasının kafasına indirivermiş. Doktor daha sonra anlamış ki adam, çiftliğindeki bir koyunla birkaç kez ilişkide bulunmuş ve o hastalığı öyle kapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diamond’un aktardığı hikaye, hem hastalıkların yaygınlaşma nedenlerinden birini anlaşılır kılıyor hem de sembolik olarak anlam taşıyor; kendini doğanın hakimi ilan eden ve elleriyle ölümünü hazırlayan tehlikeli bir tacizcinin hikayesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evcilleştirmenin ilk dönemlerinde insanın hayvanla olan ilişkisinde bugünkünden çok uzak bir bağ vardı. Ancak hayvanlarla olan ilişki, tasmayla, zincirle ve daha sonra endüstriyel hayvancılıkla dehşet verici bir köleliğe dönüştü. Hayvanlar, kapalı-havasız alanlara tıkış tıkış doldurulup et, yumurta, süt üreten makinelere dönüştürüldüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette bunun da feci bir geri dönüşü oldu. İnsanlar, daha fazla hastalıkla mücadele etmeye başladı. Doğadan kopmaya başlayan insan, hastalık ve ölümle mücadelenin yollarını aramaya baktı. Geliştiler, ilerlediler; teknik, teknolojiye evrildi ve hastalıklar teknolojinin nimetleriyle iyileştirilmeye başlandı yavaş yavaş. Ancak bir yandan da bu ilerlemenin getirdiklerinden çok götürdükleri vardı. İlerlemenin getirdiği yeni hastalıklar, yeni teknolojilerle tedavi edilmeye çalışılıyor; öte yandan yeni tedaviler, yeni hastalıklar yaratıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın ilerleme hikayesine bakıldığında görünen şu ki; sorunun temelinde, çok gerilere uzanan, insanın doğa üzerindeki tahakküm süreci ve insan-merkezci yaşam anlayışı yatıyor ve neredeyse her türlü tahribatta adını mutlaka andığımızın kapitalizm ise bu anlayışı derinleştirerek korkunç bir hale getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu korkunç durum içerisinde insanlık artık her türlü felakete hazır durumda bekliyor. Ve bu bekleyiş, kabulleniş kimileri tarafından arsızca kullanılıyor. Bu durum da kitleler üzerinde tam bir teslimiyet hali yaratıyor. Asıl korkulması gereken, uygarlığın pompaladıkları değil uygarlığın kendisidir. Artık ilerlemenin yarattığı felaket halini ve getireceği çok daha büyük yıkımları görmemek mümkün değil; bir yandan da şundan eminiz ki iktidarlar ve organları, “dünyanın sonu geldi” diyorsa bir şey satmak istiyordur, “her şey yolunda” diyorsa da ayağa kalkmak zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-4489873215269400440?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/4489873215269400440/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=4489873215269400440' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/4489873215269400440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/4489873215269400440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2010/12/salgin.html' title='Salgın ve Korku Uygarlığı'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TQtTZTzTvdI/AAAAAAAABLg/HdsCgU-NyXc/s72-c/korku.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-6832720181938789641</id><published>2010-10-30T16:16:00.002-07:00</published><updated>2011-09-19T02:18:27.350-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Röportaj'/><title type='text'>Kutlukhan Perker: Bizde İşler ‘Yahşi Batı’</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMyuf5KECyI/AAAAAAAABFI/jp7661zQZQk/s1600/kutlukhan_perker_kitap.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMyoKC_qzjI/AAAAAAAABE4/dhKpvHZt81Y/s1600/kutlukhan_perker.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5533982932687572530" src="http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMyoKC_qzjI/AAAAAAAABE4/dhKpvHZt81Y/s200/kutlukhan_perker.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 148px; margin: 0 10px 10px 0; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;‘&lt;i&gt;&lt;b&gt;Çizgi romanın Oscar’ı’ Eisner’a aday olan Kutlukhan Perker ile LeMan'da bir yaz sıcağında, vantilatör serinliğinde, ince belli çay bardağı kıvamında…&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Mesud Ata / yeniHarman&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;LeMan okurları Kutlukhan Perker’i geçtiğimiz haftalarda tekrar başladığı &lt;b&gt;“Utangaç balıklar için buzlu camdan akvaryum” &lt;/b&gt;başlıklı çizgi-öyküleriyle tanıyor. Eski mizah okurlarının hafızasındaysa Gırgır’dan beri yürüyen bir isim. Pek çok dergide ve gazetede çizdi. Türkiye’de basılan &lt;b&gt;“ Türkan Şoray Dudağı”&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;“Masal Mafya”&lt;/b&gt; adlı iki kitabı var. The New York Times, The Wall Street Journal, Heavy Metal, MAD, The Progressive, The New Yorker “MK Perker” imzasının geçtiği yerlerden bazıları.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;2006 yılında G.W. Wilson ile &lt;b&gt;Cairo&lt;/b&gt;’yu yaptı. Kitap çok satanlar listesine girdi; Amerika’daki kütüphanelere önerildi, hatta gençlere önerilen en iyi 10 çizgi roman arasında anıldı. Perker, bir süredir Wilson’ın yazdığı &lt;b&gt;"Air"&lt;/b&gt; adlı seriyi çiziyor. Kendi yazdığı ve çizdiği &lt;b&gt;“Insomnia Café”&lt;/b&gt; adlı albümü de okuyucularıyla buluşmak üzere.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Air adlı çizgi roman serisiyle “En iyi yeni seri” dalında çizgi romanın en prestijli ödülü olan Eisner’a aday oldu. Böylece ilk defa Türkiye’den bir çizer &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Watchmen’lerin, Sin City’lerin,V for Vendetta’ların, Sandman’lerin geçtiği halıdan geçti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ödülü, geçtiğimiz yıl filmi de gösterime giren Iron Man’a kaptırsa da pek çok çizgi roman okurunun gözünde Air yarışan çizgi romanların en iyisi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Çizgi roman yazar ve çizerlerinin star muamelesi gördüğü San Diego’daki çizgi roman festivalinde imza standından Watchmen’in çizeri kalkıyor, yerine Kutlukhan Perker oturuyor. Kutlukhan Perker kalkıyor, yerine V for Vendeta’nın çizeri oturuyor... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Hollywood oyuncuları, yönetmenleri, yapımcıları arasından, yaldızlı, jelatinli ortamlardan kopup bir süreliğine Türkiye’ye gelen Kutlukhan Perker ile LeMan’daki çalışma odasında sohbet ettik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMypV8C9BNI/AAAAAAAABFA/aC-NJgyibBQ/s1600/mkperker1.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5533984236492358866" src="http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMypV8C9BNI/AAAAAAAABFA/aC-NJgyibBQ/s400/mkperker1.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; height: 400px; width: 306px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Air ile Eisner’a aday oldun. Rakiplerin kimlerdi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;En büyük rakip Eisner’ı alan Iron Man, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Echo diye bir seri, Unknown Soldier ve Madame Xanadu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; aslında eski çizgi romanlar. Iron Man zaten devam ediyor. İki tane orijinal, yeni çizgi roman vardı; bir tanesi Air, bir tanesi Echo’ydu. Ama insanların taraftarlık yaptığı Air’di. Çok net onu görebiliyordum. Çok büyük bir isim olduğu için Iron Man, -filmi de geçen sene sanırım gösterime girdi, gişe rekorları kırdı; dolayısıyla bir tanınmışlığı da vardı - yeni bir seri olmadığı halde “En İyi Yeni Seri” dalında o almış oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ne yapıyorlar; evirip çevirip yeni diye piyasaya mı sürüyorlar?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yeni öyküler de buluyorlar ama hep yaptıkları bir şey vardır mesela Batman’de; dönüp dönüp yeni bir şeye başlarken sürekli şu vardır: Bruce Wayne, annesi ve babası tiyatrodan çıkarken babası bir soyguncu tarafından öldürülünce “crime fighter” oluyor. Robin’in de anne babasını öldürüyorlar. O da öyle başlıyor… Sürekli bunları kullanıyorlar ama arada yeni hikaye açılımları yapıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Superman’i, Spiderman’i öldürüp daha sonra yeniden canlandırıyorlar…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tabii. Superman’i öldürdüler. Bütün zamanların en çok satan albümü oldu Death of Superman. Ama şöyle bir şey var; biz bir tane Örümcek Adam var zannediyoruz ama Spiderman var, Amazing Spiderman var, Ultimate Spiderman var,  Friendly Neighborhood Spider-Man var. X-Men, Ultimate X-Men, Wolverine, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;New Avengers- X-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Men. Bir sürü var… Ama şöyle bir şey de var; çizgi roman şirketlerinde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;senaryoları koordine bir adam var. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İçinde bütün kahramanların olduğu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Justice League of America&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;’da&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; (A&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;merikan Adalet Ligi) olan olayların hepsi paralel, bağımsız Superman serisinde olmuş oluyor. Birinde ölen diğerinde de ölmüş oluyor.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Air’in hikayesi ve sizin Air’e başlama hikayeniz nedir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hollanda’da merkezi bulunan küçük bir butik havayolu… Bu havayolu şirketinde çalışan Amerikalı bir hostes kız var. Kızın yükseklik korkusu var. Yükseklik korkusu olduğu için de sürekli haplar alıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hava korsanları, hava korsanlarına karşı gökyüzünde huzuru sağlamaya çalışan, kanun için çalışan kanun kaçağı gruplar var…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; Bir sürü mistik olay var. Willow’un tarzı da o, tasavvuf merakından kaynaklanan… 11 Eylül sonrası havadaki korku, terörizm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aztek’lerden gelen uçma felsefesi teorisi, mitolojisini içeren, politik tarafları da olan, mistik açıdan da Cairo’ya janr olarak çok benzeyen bir öykü.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Willow’la enteresan bir ilişkiniz var. Siz mi birbirinizi buldunuz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bizi buldular. Cairo’yu yazmıştı Willow, DC Comics kabul etmişti. Çizerler aranırken birkaç çizer arasından o ve editör beni istediler. Ben de kabul ettim. Çalışmaya başlayınca çok iyi oldu ilişkimiz. Cairo bittikten sonra Willow’a “Yeni bir şey yazar mısın?” dememişler zaten Perker’le ne yapacaksın, demişler. Otomatikman bir ikiliye dönüştük. O da bana ismimle hitap etmez “abi” der Türkçe.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Cairo’da uçan halı, cinler, büyücüler var. Biraz oryantalizm kokmuyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kokuyor tabii. Ama fazla koktuğunu hissettiğin kokular editörlerden gelir, yazarlardan gelmez. Amerika’da editörler söz sahibidir. Sana yazdırtırlar ya da çizdirtirler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;New York Times’a çizdiğin zamanlar nasıldı durum? Çizmek istemediğin şeyler geliyor muydu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Doğu’dan geldiğim için Araplar, İranlılar, Afganistan, terörizmle ilgili ne varsa bana veriyorlardı. Orada bir “typecast” durumu oluyordu. Çünkü tiplemeleri falan doğru yapıyordum. Şii’nin sakalını sarığı ona göre, Sünni’nin sakalı ona göre… Farklı işleri de bana veriyorlardı ama politik işlerde “typecast” durumunu hissediyordum hep. Sonra almamaya başladım. Sonra zaten illüstrasyonu tamamen bıraktım, çizgi romana ağırlık verdim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Türkiye’de siyasi illüstrasyonlar yaparken Radikal’de, 12 Eylül yıldönümünde çizdiğin şey yüzünden Ordu tarafından dava ediliyorsun. Nasıl oldu o durum?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri dava açtı ama mahkemeye taşınmadı konu. Hakarete varacak bir şey olmadığı konusunda mutabakata vardılar. Ama şöyle bir şey demişler avukatlara; “Bundan sonra TSK’yı eleştiren böyle bir karikatür yaparsa ikisini birleştirip bunun üzerinden dava açabiliriz”.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Uzun zamandan sonra yapmadım böyle bir karikatür. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Rahatsız oldun mu o durumda, “eleştiri kültürünü hazmedememiş bir toplumda bir şeyler yapmaya çalışıyorum” gibisinden?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ben zaten Radikal’den öyle istifa ettim. Almanya’daki faşist partinin güçlenmesiyle ilgili karikatür çizdim. Karikatürün bir bölümünü kesmişler. Ertesi gün “Bu karikatürü niye kestin?” dedim. “Muzır bir karikatür.” dedi. Ben hep karikatürlerimi, yapıp çizdiğim şeyi herkese gösteririm. Bedri Koraman’a gösterdim; “Güzel, olur” dedi.  Tuğrul Eryılmaz’a gösterdim; “olur” dedi. Yazı işleri müdürü kendi kendine bunun muzır olduğuna karar vermiş. İstifa ettim. Mehmet Yılmaz çağırdı, “Al istifanı” dedi. “Bir şartla; yazı işleri müdürü benden özür dilerse etmem” dedim. “Zannediyorum senden özür dilemez” dedi.  (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gazetenin o zamanki sloganı "O bir radikal"di.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; “Ben de zannediyorum sizin için fazla radikalim.” dedim. İstifa ettim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Yurtdışına gitmende bunların etkisi var mıydı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Birçok şeyin etkisi var. Liyakat yok Türkiye'de, kıdem var. Sen bir yerde dur; 15 sene orada durmayı başarabilirsen, müdürsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;"Çok batılı bir çizgin var" şeklinde eleştiriler geliyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelmiyor Batı'da çizdiğim için. Eskiden Leman'a işler getirdiğim zamanlarda öyle eleştiriler alıyordum. L-Manyak benim işlerimi yayınlamıyordu o zamanlar. Defalarca götürdüm, yayınlamıyordu Bahadır Baruter. Bir tek Metin Üstündağ yayınlıyordu öykülerimi. Türkiye'deki mizah dergileri standardında bir şeyler yapmamı bekliyorlardı, ben de bunu yapmıyordum. Batılı diye tabir edilecek çizgiler çizmeye devam ediyordum. Burada yayınlanmıyordu. Ama yurtdışında MAD'de,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Heavy &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Metal'de, New Yorker'da, Newyork Times'ta da yayınlandı. Bunların hepsine baktığında, değil bir Türk çizer, Amerika'da bile bütün hepsinde yayınlanan bir çizer de yok, sana diyeyim. Çizgi roman konusuna girsen şöyle derler “Ya Türkiye'de çizgi roman yok, çizgi roman kültürü yok.” “Olmaz bizde...”, “Niye olmuyor?”… Senin yüzünden olmuyor. Ben bunu çiziyorum sen bana diyorsun ki, "Bu Türk polisine benzemiyor". Ama Fransızların en ünlü çizgi romanları kovboylar. E, Fransa’da kovboy mu var? Oradaki okuyucu kalkıp "Burada kovboy mu var ya! Ne alakası var?!" demiyor. Bilimkurgu çizgi romanları var; bütün bu seyrettiğimiz filmlerinin çoğunun tasarımlarını Fransız çizgi romancılar yapıyor. 5th Element'tan Dune'a kadar... Bizde bilimkurgunun, kovboyluğun veya başka bir konunun hep karikatürleri, karikatürize versiyonları olur. Bilimkurgu öyküsü varsa Türkiye'de, o bilimkurguyla dalga geçen bir skeçtir, bilim kurgu değildir. "Yahşi batı" yani her şey... ( Gülüyor... )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMyuf5KECyI/AAAAAAAABFI/jp7661zQZQk/s1600/kutlukhan_perker_kitap.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5533989905073703714" src="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMyuf5KECyI/AAAAAAAABFI/jp7661zQZQk/s400/kutlukhan_perker_kitap.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; height: 147px; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Watchmen, V for Vendetta, Sandman Türkçe'ye çevrilirken seninkiler neden çevrilmiyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Yayın evlerine sormak lazım. Arıyorlar, biz basmak istiyoruz, diyorlar. DC Comics'i arayın, diyorum; tamam, diyorlar ama ses seda çıkmadı hiçbirinden. Çıkacak albümüm "Insomnia Café" L-Manyak'ta yayınlandı. "Uykusuz" diye uzun bir öyküydü. E şimdi Türkiye'de kitap olarak çıkmadı Amerika'da çıkıyor. Şimdi düşünsene Türkiye'deki yayıncılığın durumunu… Leman yayınladı bu öyküyü ama basamadı. Şimdi Darkhorse basıyor. Ne kadar acıklı bir şey değil mi; Leman kendi dergisinde yayınlanan öyküyü albüm yapmak isterse burada Amerika'dan satın almak zorunda.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Peki, deli misin abi, yurtdışında onca yerde çizebiliyorken neden Leman'da da çiziyorsun?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnat ettiğim için burada çiziyorum. Mizah dergisi kültürünün bir parçasıyım ben. Bu ülkenin çizgi roman tarihinin 20 yılında ben varım. Bu çizgi dünyasının, bu ülkenin mizahının ve buradaki çizgi mantığının doğurduğu bir adamım. Arkadan gelen adamlar da bunu görsünler diye. Bir snopluk olmasın diye de bunu yapıyorum. Ben geldiğim yeri bileyim, diye de bunu yapıyorum. İçinden geldiğim ve oluşumuna katıda bulunduğum 20 senelik bu kültürün içinde var olmaya devam etmek için... Bir de, futbolcu olursun, yabancı bir takımda oynarsın; fakat milli maçlarda geri dönersin… Fakat çizginin milli takımı yok; ben de kendimi burada gösteriyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-6832720181938789641?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/6832720181938789641/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=6832720181938789641' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/6832720181938789641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/6832720181938789641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2010/10/kutlukhan-perker-bizde-isler-yahsi-bat.html' title='Kutlukhan Perker: Bizde İşler ‘Yahşi Batı’'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMyoKC_qzjI/AAAAAAAABE4/dhKpvHZt81Y/s72-c/kutlukhan_perker.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-4308323335730774141</id><published>2010-10-30T16:16:00.001-07:00</published><updated>2011-04-02T08:58:30.374-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><title type='text'>Barbie: Pop Jenerasyonunun Annesi | 50 Yıllık Taş Bebek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzjXO15yvI/AAAAAAAABGo/YmfbOHTgclo/s1600/67107427_33dbabe13f.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzgRslPs1I/AAAAAAAABGA/OV5o-2C-Mrk/s1600/yasli+barbi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 218px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzgRslPs1I/AAAAAAAABGA/OV5o-2C-Mrk/s320/yasli+barbi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534044636761273170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;b&gt;Mesud Ata / yeniHarman&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;50 yaşına basan Barbie’nin fuhuş operasyonlarından ‘Barbie Kurtuluş Örgütü’ne uzanan hatıra defteri…&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Oyuncaklarıyla, çizgi film serisiyle, dergisiyle ve daha pek çok yan ürünüyle bir şekilde hayatımızın bir köşesinde gözümüzün çarptığı; adı porno sektörüne de karışmış, her şeyi fahişeleştiren ekonomik mekanizmanın motorlarından Barbie, bu ay 50 yaşına basıyor. O, kız çocuklarının oyuncaklar arasında ellerinin uzandığı ilk oyuncaklardan; alışveriş merkezlerinde gözlerinin parıldayarak baktığı okul çantası, kalemlik, nevresim, yastık, kalem, parfüm, iççamaşır, terlik gibi pek çok ürünün üzerindeki ışıltılı bir figür.&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Barbie’nin 9 Mart olan doğum günü, Şubat ayında &lt;/span&gt;Almanya’daki 60. Uluslararası Oyuncak Fuarı’nda kutlandı. Barbie’nin 50. yaşı şerefine düzenlenen defilede mankenler, aralarında Tommy Hilfilger ve Calvin Klein gibi markalarında olduğu 50 modacının Barbie tasarımlarıyla boy gösterdi. 50’lik teyze Barbie, hala ilk günkü gibi taze; aradan geçen yıllar hiç çocuk olmamış bebeği yaşlandırmaktan çok gençleştirmiş. Yüzünde bir tek kırışık, saçlarında bir tek beyaz tel ve göğüslerinde milim sarkma yok. Üretici firma, bebeğe olağanüstü bir “anti-aging” operasyonu uygulayarak bugünlere kadar getirmiş.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Barbie, Mattel adlı oyuncak firması tarafından 1959 yılında üretilmiş bir oyuncak bebek. Bebeğin yaratıcısı, Ruth Handler adlı bir iş kadını. Barbie, ilk “yetişkin” bebek modellerinden. Alman yapımı oyuncak bir bebekten esinlenerek yapılmış. Oyuncağın yaratıcısı Ruth Handler, kızının oynadığı bebeklere yetişkin rolleri verdiğini görünce kafasında bir kıvılcım parlamış. Yetişkin bir kadının beden yapısına sahip bir bebek yapıp modelini Mattel’in kurucularından olan kocası Elliott Handler’a sunmuş; ancak kocası bu bebeğin satmayacağını düşünerek reddetmiş. Bayan Handler ise bir Almanya gezisinde bir çizgi karakterin oyuncak modeli olan Bild Lilli adlı bebeği görünce bu modelden esinlenerek bebeği yeniden üretimiş ve ince belli, uzun boylu, şık kıyafetler giyen bu model, Mattel yöneticileri tarafından beğenilmiş. New York’taki bir oyuncak fuarında sergilenen Barbie, ilgi görmüş ve bir süre sonra Barbie’nin erkek arkadaşı Ken’in de üretilmesiyle Barbie efsanesi tam anlamıyla başlayıvermiş.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;b&gt;Barbie&lt;/b&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt; Sendromu&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Dünyada en çok satan oyuncaklardan olan Barbie, üreticilerini servet sahibi yaparken eviyle, arabasıyla ve her geçen gün artan plastik arkadaşlarıyla kocaman bir dünyaya sahip oldu. Bu kocaman ve şatafatlı dünyanın uzağında olan, Barbie bebek almaya gücü yetmeyen ebeveylerin çocuklarına almak zorunda kaldığı bebekler bile Barbie taklidi…&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Barbie bebeklerin oyun setleri, Amerika yaşam tarzının bir minyatürü gibi. O, sürekli alışveriş yapan, sık sık iş değiştiren ve tatilden tatile koşan bir kadın. Uzun kariyet listesine McDonald’s kasiyeri, öğretmen, kuaför, hemşire, polis, astronot, pilot ve daha bir sürü iş yerleştirmiş.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Barbie bir oyuncak değil, bir yaşam tarzı dayatması. Bu dayatma, Barbie bebeğin büyüttüğü nesli büyük ölçüde etkilemiş, kafalardaki güzellik kavramı ve ideal yaşam modeli Barbie ile şekillenmiş durumda. Barbie çocukların yakalayamacağı hızda bir yaşam sürdürüyorken çocukların evcilik oyununu da altüst ediyor. Ken ile sevgili gibi yaşıyor; onunla tatile, sörfe, kayağa gidiyor ancak bir karı-koca rolüne bürünmüyor. Ken’den canı sıkılınca, üretici firma kendisine yeni bir sevgili buluyor…&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Barbie’nin yaşam şekli, tıp literatürlerine girecek kadar hastalıklı. Aşırı derecede idealize edilmiş bir vücut ve yaşam formu isteği kimi insanlarda takıntıya neden oluyor. Bu takıntıya “Barbie sendromu” deniyor. En “ideal” vücuda kavuşmak uğruna diyet yapıp, sağlıksız bir şekilde beslenen ve açlık çeken bünye de modern zamanlarla birlikte adını duyduğumuz çeşitli rahatsızlıklarla boğuşmak zorunda kalıyor. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;b&gt;Bir Seks İkonu&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Barbie’nin esin kaynağı olan Bild Lili adlı bebek, Bild-Zeitung adlı Alman gazetesinde yayınlanan seksi bir çizgi bant karakteri… Lilli, 1953 yılında plastik bir bebek olarak üretilip piyasaya sunuldu; ancak bebeğin hedef kitlesi çocuklar değil yetişkin erkeklerdi.&lt;/p&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzjXO15yvI/AAAAAAAABGo/YmfbOHTgclo/s1600/67107427_33dbabe13f.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzjXO15yvI/AAAAAAAABGo/YmfbOHTgclo/s200/67107427_33dbabe13f.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534048030392175346" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 200px; height: 132px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span&gt;Barbie ilk üretildiğinde üzerinde dönemin moda kıyafet stillerini taşıyordu ancak Barbie’ye olan ilgi, onun sürekli değişen, modaya ayak uydurmaya çalışan bir bebek yaptı. Barbie,  zaman içinde form değiştirdi ve konuşmaya başladı. Konuşan Barbie’nin yaratıcısı olan isim&lt;/span&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;Jack Ryan’dı. Ryan, Pentagon'da Sparrow and Hawk füzelerinin mühendislerinden biri. Jack Ryan, İlk evliliğini Murat Belge'nin babasıyla yapan, Mustafa Kemal ile bir dönem aşk yaşadığı iddia edilen aktrist Zsa Zsa Gabor ile evlenmiş.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Jerry Openheimer tarafından kaleme alınan “Toy Monster:The Big, Bad World of Matell” (Oyuncak Canavarı: Mattel’in Büyük, Kötü Dünyası) adlı kitapta, Ryan ile ilgili çeşitli iddialara yer veriliyor. Beş kadınla evlenen Ryan'ın bir seks düşkünü olduğu, evinde seks partileri verdiği kaydediliyor. Konuşan Barbie'leri seslendiren Gwen Florea, Ryan'ın kendisine sarkıntılık ettiğini söylerken Ryan'ın arkadaşlarından Stephen Gnass ise “Jack, Barbie'yi yaratmaktan bahsederken, seksüel bir olgudan bahseder gibiydi” diyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Barbie’nin sevgilisine oğlunun adını veren Ruth Handler, Barbie dünyasına eklenen yeni bebeklere de kendi torunlarının isimlerini vermiş. Handler, Barbie’yi kendi hayalleriyle şekillendirmiş.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;I. Dünya Savaşı sonrasında doğan Handler, on kardeşin en küçüymüş. Büyük Buhran’da &lt;span&gt;Denver&lt;/span&gt;’daki ailesiyle yaşayıp komşunun oğluyla evlenmeyi kaldıramayıp Hollywood’un yolunu tutmuş. O sıralar 19 yaşlarında olan Handler, ileriki yaşlarda kaleme aldığı biyografisinde “Bir çocuk bile olsam, her zaman kendini kanıtlama ihtiyacı hisseden tamamen bağımsız bir kadınım” diyor. Ruth Handler, Barbie ile ilgili şunları söylüyor: “Benim tüm barbie felsefem şuydu; küçük bir kız, olmak istediği herhangi bir şey olabilsin.” Handler, 1999’da kaleme aldığı biyografisinde “Barbie her zaman bir kadının seçenekleri olduğunun göstergesiydi.” diyor. 1970’te meme kanseri olan Ruth Handler, Mattel’i bırakıp doğal görünümlü protez göğüsler imal etmeye başlamış. Protez göğüsleri de Barbie’yi imal eden ekiple ve benzer bir malzemeyle yapmış.  &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Barbie bebekler, yetişkin kadın oyuncaklar olarak tasarlandıklarından, üretildikleri günden bugüne dek çeşitli şekillerde eleştirilmiş. Eleştiri okları en çok da Barbie’nin göğüslerini nişan almış. Göğüsleri olan bir bebeğin piyasaya girmesi, bebeğin piyasaya sürüldüğü ilk dönemlerde tepki almış ve Handler çareyi Barbie’nin göğüslerini küçültmekte bulmuş.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;2008’in son günlerinde &lt;span lang="tr-TR"&gt;İskoçya Parlamentosu'na bağlı Eşit Haklar Komitesi'nde oyuncak bebeklere mini etek ve file çoraplar giydirilmesine değinilerek çocuk oyuncaklarında cinsellik konusu tartışılmıştı. Tartışılan oyuncaklar arasında Barbie de yer alıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm"&gt;Barbie 40’larındayken &lt;span lang="tr-TR"&gt;Hong-Kong’da tasarımcılar çeşitli modeller tasarlamıştı. Bu tasarımlardan bir tanesi de dövmeli Barbie’ydi. Dövmeli Barbie’nin tasarımcısı, bu modeli bebeğin seksi ve gizemli görünmesi için yarattığını söylemişti. Mattel, böyle bir modeli üretmeyeceğini söylese de o çoktan bir seks ikonu olmuştu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm"&gt;Barbie hem günün modasını izleyen hem de modaya şekil veren bir figür. Giysi dolabı oldukça zengin. Bu zenginliğin büyük bir bölümünü seksi kıyafetler oluşturuyor. İdeal vücut ölçüleri hatta bu ölçüleri de aşan fantastik boyutlara sahip olan Barbie’nin seksi bikiniler ve dantelli iççamaşırlarla dolu gardrobu var. Barbie, erkek dergilerinde de sık kullanılan bir ikon; iççamaşırlarıyla, bikinileriyle poz veren ince-uzun-sarışın modellere en çok yakıştırılan sıfatlardan biri… Seksi modellere ve porno yıldızlarına biçilen sıfatlar arasında “barbie”nin olması ya da Türkiye’de 2006 yılında düzenlenen büyük fuhuş operasyonuna “Barbie operasyonu” adı verilmesi hiç şaşırtıcı değil. Zira Barbie, yaşam tarzıyla ve kıyafetleriyle bu sektörün şehvetli kraliçesi gibi taşıyor başındaki tacı.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;b&gt;Örtülü Kapitalizm: Türbanlı Barbie&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;80’li yıllarda Türkiye’de satılmaya başlanan Barbie’lerin kimi Müslüman ülkelere girişi yasak. Nedeni ise Barbie’nin müslüman geleneklerine uygun bir şekilde giyinmiyor ve yaşamıyor olmasıydı. Bunun yanısıra Barbie ile beraber başka oyuncaklar da yozlaşmış Amerikan kültürünün ürünleri olduğu gerekçesiyle ülkeye sokulmuyordu.&lt;/p&gt; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMziQHAaylI/AAAAAAAABGY/4xV6QepL3kY/s1600/turbanlibarbi1.jpg"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMziQHAaylI/AAAAAAAABGY/4xV6QepL3kY/s320/turbanlibarbi1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534046808518085202" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 195px; height: 320px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzhm06lqYI/AAAAAAAABGQ/crDcHDkQ9uI/s1600/barbi_kurtulus1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Müslüman ülkelerdeki oyuncak üreticileri de Barbie modeline olan ilgiyi başı örtülü modeller üreterek karşılamaya başladılar. Fulla, başörtülü Barbie modellerinin en ünlü olanıydı. Fulla, Suriye’de&lt;span lang="tr-TR"&gt; Newboy Design Studio tarafından tasarlanıp &lt;/span&gt;piyasaya sürülmüş, İran ve Mısır başta olmak üzere müslüman ülkelerde oldukça ilgi görmüştü.  &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Çeşitli ticari ürünlerin üzerine resim baskıları yapılan Fulla kaçak yollarla Türkiye’ye pazarına da girmiş bir ürün. Fulla dışında Amerika’da Rezzan, &lt;span lang="tr-TR"&gt;İran’da &lt;/span&gt;Dara ve Sara, Endonezya’da Salma gibi çeşitli örtülü bebek örnekleri piyasada...&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;ABD'li Müslüman çift Sherrie Saadeh ve Ammar'ın, kızlarına kendi kültürlerine göre bir bebek yaratması için Noorart adlı Amerikan firmasına başvurmuş ve ardından Barbie serisine benzer bir şekilde “Dua eden Rezzan”, “Öğretmen Rezzan”, “Doktor Rezzan”, “Öğrenci Rezzan” gibi çeşitli seriler üretilmiş. Bu seriler içerisinde Razzan bebeğin daha rahat ve açık olan ev kıyafetleri de mevcut.  &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;İran’da üretilen, geleneksel kıyafetler giydirilmiş “Dara ve Sara”, “Barbie ve Ken”e rakip. The Daily Telegraph gazetesine konuşa İranlı bir oyuncakçı “Dara ve Sara” ile ilgili olarak “Barbie bebeklerle oynayan kız çocukları İran değerlerini reddederek büyür. Barbie bebeklerin Amerikan füzeleri kadar zararlı olduğunu düşünüyorum” diyor. Ancak İslami kesimden kimi isimler, bu bebeklerin kapitalist yaşam tarzının modeli olan Barbie’lerin farklı taklitleri ve kıyafet değiştirmiş versiyonlarından başka bir şey olmadığını söylüyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;b&gt;Chucky’ler çocukları öldürüyor&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;► &lt;i&gt;Dünyada 8,4 milyon çocuk köle var. Dünya oyuncak pazarının büyüklüğü 55 milyar dolar; Türkiye’de bu pazarın hacmi 200 milyon dolar. Saniyede 2 Barbie satılıyor. Çocuk başına yapılan oyuncak harcaması dünya genelinde 33, Türkiye’de 12 dolar.&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;i&gt;Oyuncak sektörü, beden sömürüsünün en yoğun olduğu, insanların uzun çalışma saatleriyle&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzi5nRu8PI/AAAAAAAABGg/3htKdnbjQuI/s200/chucky1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534047521555280114" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 134px; height: 200px; " /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;i&gt; zararlı pek çok maddeyle doğrudan temas halinde çalıştırıldığı bir sektördür. Dünya oyuncak üretiminin % 80’ini gerçekleştiren Çin, düşük ücret, eziyetli uzun çalışma saatleriyle küresel gaspçıların en önde gelen üretim merkezi halinde.&lt;br /&gt;Pek çok oyuncak petrol türevlerinden imal ediliyor, çocukların sağlığına da zararlı olabiliyorlar.&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;i&gt;► Gaspçı iktidarlar milyonlarca çocuğa daha 1 yaşını bile tamamlamadan oyuncaklarla saldırıyor! Sahipliği, bencilliği ve hiyerarşiyi belleklere saplayan oyuncaklarla çocukların ruhlarında zehirli yaralar açıyorlar! Bu yaralardan iktidar yalanlarının zehri akıyor ömür boyu. Pembe giydirilen aile kurumu mahkûmlarına “kız” oldukları, gelin, “karı” olacakları, kocalarının olacağını, “0 beden Barbie’ler” gibi olmaları gerektiği, anne olacakları öğretiliyor. Mavililere, oyuncak tabancalarla “erkek” oldukları, ona göre davranmaları gerektiği, “evin reisi” ve baba olacakları, asker olacakları, para kazanacakları öğretiliyor. Çocuklar oyuncaklarla ehlileştiriyor, sömürüyorlar! Çinli çocuk asla oynayamayacağı oyuncağı esir gibi çalışarak üretmek için fabrikaya, “beyaz” çocuksa eline oyuncaklar tutuşturulup apartman dairesine, kreşe, oyun parkına kapatılıyor. Cıvıl cıvıl oyuncak dükkânları karakollardan daha tehlikeli! Toys’R’Us gibi küresel oyuncak şirketlerinin dükkânlarında, o oyuncaklarla asla oynayamayacak çocukların sefaleti, ambalajlanmış kölelik satılıyor.&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;i&gt;►Çocuklar kapitalizmin etten oyuncakları değil! Bir çocuk, süslü McDonalds’larda kendisine hediye edilen oyuncağı, Uzakdoğu’da köle gibi işkence altında çalışan bir başka çocuğun ürettiğini bilseydi, yine de onunla oynar mıydı? Anne-babalar, kendi çocuklarını “eğlendirmek” için bu küresel işkenceye gözlerini nasıl da vicdansızca yumuyorlar! Kölece yaşantılarının, kendi rollerinin kölece üretilmiş küçük modelleri olan oyuncaklarla çocuklarını zehirliyorlar.&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;i&gt;Çocuklar doğanın bir parçası olarak oynayacakları bir hayata doğmuyorlar, büyüklerin kapitalist pisliklerine doğuyorlar. Çocuk masumiyetinin arkasına büyüklerin masum olmayan pislikleri gizleniyor.&lt;br /&gt;Çocukların hayal dünyası “büyük”lerinin tecavüzüne uğramadığında kendi oyununu ve oyuncağını rahatlıkla yaratabilir. Bunu çocukluğumuzdan çok iyi biliyoruz.&lt;br /&gt;‘Çocuğum bu yaptığın yanlış! Bunu yapma, emi!’ Az katlanmadık bu saçmalıklara. Büyümüş de küçülmüş olunca aferin alan terbiye sınırları değil mi, gençliğimizde aşamadığımız?!&lt;br /&gt;Bugün birçok evde Chucky’ler hâlâ öldürüyor. Kapitalizm tarafından kıçından kurmalı aile büyükleri ise bu durumu sadece hızlandırıyor. Oyuncak artık masum değil çünkü onu kapitalist katiller üretiyor.&lt;/i&gt; [ &lt;i&gt;“% 52 - Öfkenin Manifestosu”&lt;/i&gt; kitabından ]  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;b&gt;Barbie Kurtuluş Örgütü&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzgyU26SfI/AAAAAAAABGI/5pBDSbjMoIM/s1600/barbi_kurtulus2.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzgyU26SfI/AAAAAAAABGI/5pBDSbjMoIM/s320/barbi_kurtulus2.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534045197328599538" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 320px; height: 134px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Mattel’in konuşan Barbie modelleri oldukça ilgi görüyordu. Barbie’ler içlerine yerleştirilen elektronik sistem sayesinde düğmesine basılan bebek, “Alışveriş yapmayı seviyorum!”, “Yeterli kıyafetimiz var mı?”, “Bir pizza partisine ne dersin?”, “Matematik dersi zor!” gibi cümleler sarfediyordu. Konuşan Barbie’ler üretildikleri dönemde oldukça ses getirmiş, feministler ve tüketim karşıtları tarafından eleştirilmişti. The American Association of University Women’ın (Amerika Üniversiteli Kadınlar Derneği) eleştirileri üzerine şirket “Matematik zor” diyen Barbie’lerin üretilmeyeceğini açıklamak zorunda kalmıştı. Öte taraftan konuşan Barbie ile beraber piyasada konuşan oyuncak bebekler artmıştı. Bu dönemde, kendilerini “Barbie Liberation Organization” (Barbie Kurtuluş Örgütü) olarak adlandıran bir hareket, 1993 yılında GI Joe oyuncaklarının ses kayıtlarıyla Barbie’lerin ses kayıtlarını değiştirerek oyuncak mağazalarının raflarına koymuştu.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;Örgüt, oyuncak bebekler aracılığıyla tüketim hastalığının ve militarizmin oyuncaklara bulaşmasına tepki olarak Barbie’lerin ve GI Joe’ların elektronik devreleriyle oynayarak ses kayıtlarını değiştirmiş ve onları paketleriyle birlikte oyuncak mağazalarındaki yerlerine yerleştirmişlerdi. Bebekleri satın alan ebeveynler ve çocuklar şaşkına uğramışlardı; Barbie’ler “İntikamımı alacağım!”, “Ölüler yalan söylemez!” diye savaş naraları atarken oyuncak askerler “Okulu seviyorum, ya sen?”, “Hadi evlilik planımızı yapalım” diyordu. &lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzhm06lqYI/AAAAAAAABGQ/crDcHDkQ9uI/s1600/barbi_kurtulus1.jpg"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzhm06lqYI/AAAAAAAABGQ/crDcHDkQ9uI/s320/barbi_kurtulus1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534046099287157122" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 160px; height: 120px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzgyU26SfI/AAAAAAAABGI/5pBDSbjMoIM/s1600/barbi_kurtulus2.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Barbie operasyonu, RTMark adlı organizasyonun oldukça ses getirmiş eylemlerinden. RTMark ise sıradışı eylemler, sabotajlar düzenlemek ve bunları farklı coğrafyalara da yaymak üzere kurulmuş Amerikan menşeli bir organizasyon. RTMark, Barbie operasyonunun ardından “The Barbie Disinformation Organization” ( Barbie Dezenformasyon Organizasyonu ) adıyla yeni bir projeye girişeceğini açıklamıştı. Bu seferse amaç, oyuncak kutularının üzerine, alıcının kafasını karıştırıcak mesajlar içeren çeşitli etiketler yapıştırmaktı.&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-4308323335730774141?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/4308323335730774141/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=4308323335730774141' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/4308323335730774141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/4308323335730774141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2010/10/barbie-pop-jenerasyonunun-annesi-50.html' title='Barbie: Pop Jenerasyonunun Annesi | 50 Yıllık Taş Bebek'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TMzgRslPs1I/AAAAAAAABGA/OV5o-2C-Mrk/s72-c/yasli+barbi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-253650943211409355</id><published>2010-10-30T14:51:00.002-07:00</published><updated>2011-04-02T08:58:30.374-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><title type='text'>Bomba Yer Misiniz?</title><content type='html'>&lt;div&gt;Mesud Ata / &lt;a href="http://yabanil.net/?p=1296"&gt;Yabanıl.net&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Medeniyetin doruğuna doğru koşar adımlarla ilerliyoruz. İlerleme, modernleşme diyerek yücelttiğimiz ne varsa bizi alaşağı ediyor. Modern insan, kendi eliyle yaptığıyla keyiflenip doğaya kafa tutmakla övünürken, damarlarından tüm vücuduna yayılan, iliklerine işleyen yapay tatlandırıcılar ve keyif yapıcılarla kafası güzel bir çağın tadını çıkarıyor. Yeni nesil, gerçek domatesin, gerçek elmanın tadının, kokusunun nasıl bir şey olduğunu bilmiyor. Hormonlu yiyeceklerle, genleriyle oynanmış besinlerle açlığını gideren çürük bir nesil yetişiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Köylü, şehrin ışıltısıyla hipnotize edilip köylerdeki yıldızlardan, ay ışığından kopartılarak metropol denen kanalizasyona getiriliyor, ciğerine çektiği kesif kokuyla afallasa da zaman içinde şehrin üzerinde yükseldiği leş kokularına alışarak şehirli oluyor. Köylüler ihtiyaçlarını şehre inip alıyor; – başlı başına bir hakimiyet aracına dönüşebilen- tarım ise çiftçinin değil büyük şirketlerin, makinelerin hükmü altında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kimyasal gübreler, ilaçlar, hormonlar kocaman sorun iken genetiği değiştirilmiş gıdaların çağı da başlamış oldu. Çiftçi kendi tohumunu çıkaramaz olmuş, genetik yapısından dolayı ikinci kez kullanılamayacak ya da kullanım hakkı patentlenmiş tohumları ekiyor. Daha evvel “organik sebze” denildiği zaman şaşkın şaşkın bakan köylüler artık “organik” kelimesini, bir pazarlama aracı olarak kullanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Devletler ve şirketler, savaşa yatırım yaparak insanların üzerine bombalar yağdırırken artık insanların para vererek evine bomba götürmesi, bomba yemesi için çalışıyor. Kimyasallarla ve genetik müdahalelerle bombaya dönüşen besinleri insanlar para vererek alıyor, yiyor, çocuklarına yediriyor. Açlıktan kıvranan kimi Afrika ülkeleri bile “GDO’ya hayır!” diyor. Aç bırakılmış ülkelere gönderilen bombalardan sonra, yollanan gıda yardımları bile bomba niteliğinde artık. Devletlerin askeri harcamalarına, savaşlara karşı organize edilen “Food Not Bombs” (Bomba değil yiyecek) eylemleri de sadece devletlerin şiddet terörüne karşı değil gıda terörüne karşı da mesaj veriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;GDO’lu ve GDO katkılı gıdaların zararlı etkileri şimdiden görülebiliyor; deri, solunum, bağırsak reaksiyonları, kısırlık, mide kanaması… Her gün yeni bir semptom ortaya çıkıyor. Genetiği değiştirilmiş gıdaların zaman içerisinde hayvanlar, bitkiler ve insanlar üzerinde nasıl bir etkiye yaratacağı meçhul. Ne zaman ne şekilde patlayacağı belli olmayan bir bomba gibi genetik değişime uğratılmış besinler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüm bunlar, insan klonlamanın “etik” olup olmadığına dair tartışmalarda kullanılan “gen-etik” tanımının, sadece genetik çalışmaların, biyoteknolojinin değil; teknolojinin bizzat kendisinin sorgulanmasında da kullanılması gerektiğini hatırlatıyor. İnsanlara vaat edilen parıltılı modern dünyanın nimetleri, siyanür enjekte edilmiş yasak elmalardan başka bir şey değil. Hastalıkları tedavi edebilmek umuduyla geliştirilen teknolojiler de bizzat hastalık sebebi. Yıllar evvel adını duymadığımız, ne olduğunu bilmediğimiz hastalıklarla pençeleşiyoruz. “İnsanın gen haritası çıkarıldı!” müjdeleri, bu geni yavaş yavaş çürütecek yeni projelerin habercisi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanın yeryüzünde oynadığı tanrıcılık oyunu, onu her geçen gün daha zayıf daha çürük bir yaratığa dönüştürüyor. Kâinatın en muhteşem kitap olduğunu unutarak, kutsal kitaplarının ayetlerini tersten okuyarak ya da bilimi din edinerek kendisini dünyanın merkezine koyan insan, kendisine biçilen “eşref-i mahlukat” kimliğinden uzak, tiksinti verici bir kimliğe bürünmüş durumda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-253650943211409355?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/253650943211409355/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=253650943211409355' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/253650943211409355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/253650943211409355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2010/10/bomba-yer-misiniz_30.html' title='Bomba Yer Misiniz?'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-4026140291594713322</id><published>2010-10-23T02:56:00.000-07:00</published><updated>2010-11-07T07:40:27.267-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Röportaj'/><title type='text'>Komedinin Ayetullah’ı: Azhar Usman</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TIXtzbRraSI/AAAAAAAABAA/c2akI2m3JG8/s1600/allah+made+me+funny.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 167px; FLOAT: left; HEIGHT: 148px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514074786536057122" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TIXtzbRraSI/AAAAAAAABAA/c2akI2m3JG8/s400/allah+made+me+funny.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large; "&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Amerika’nın ünlü Müslüman “stand-up”çılarından ve “Allah Made Me Funny” (Allah Beni Komik Yarattı) adlı komedi şovunun yaratıcılarından Azhar Usman, Türkiye’den ilk defa yeniHarman’dan Mesud Ata'nın sorularını cevapladı.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large; "&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;“İslami stand-up” var mı? Bu sorunun cevabını Türkiye’den verecek olursak; evet, var. Pek yaygın olmasa da İslami kesimden tiyatro oyuncularının yaptığı tek kişilik mizahi oyunların ve stand-up formatında kimi şovların varlığından bahsetmek mümkün. Bugün, bu formatta gösteri yapmaya devam eden Recep Demirkaynak adlı bir komedyen var. Demirkaynak’ın esprileri kulaktan kulağa, CD’leri de elden ele dolaşıyor İslami kesimde. Ortadoğu’dan Müslüman &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TIXt8rObaWI/AAAAAAAABAI/yCpHqPkt5cw/s1600/allah+made+me+funny.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 217px; FLOAT: right; HEIGHT: 185px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514074945436215650" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TIXt8rObaWI/AAAAAAAABAI/yCpHqPkt5cw/s400/allah+made+me+funny.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;komedyenlerin şovları da zaman zaman çalınıyor kulaklarımıza. Amerika’da ise bu işi gerçek bir şova dönüştürmüş Müslüman “stand-up”çılar konuşuyor. Afrika, Filistin ve Hindistan asıllı üç komedyen, Amerika’da “Allah Made Me Funny” (Allah Beni Komik Yarattı) adlı gösterileriyle oldukça ses getiriyorlar. Komedi turneleri, 2004’ten beri başta Amerika ve İngiltere olmak üzere pek çok ülkeyi dolaşıyor. Allah Made Me Funny (AMMF), 11 Eylül sonrası artan Amerika başta olmak üzere pek çok Batı ülkesinde artan islamofobiyi, Müslümanlara karşı olan ön yargıları mizah ile ortadan kaldırmak amacını taşıyan bir organizasyon. Gayrimüslimlerin kafasındaki Müslüman stereotipinin yanı sıra Müslümanların kafasındaki Yahudi stereotipi ile de savaşıyor üç komedyen de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı’da Müslüman komedyenlerin yaptığı ilk stand-up organizasyonu değil AMMF. “Axis of Evil” (Şer Ekseni) gibi başka örnekler de var. Grup üyeleri, onları da iyi niyetli girişimler olarak nitelendiriyor ve destek veriyorlar. AMMF komedyenleri, kendi mizahlarını Eddie Murphy ve Jerry Seinfeld’in omuzlarında yükselen günümüz Amerikan mizahının üzerine inşa ettiklerini ifade ediyorlar. Şovlarında anlattıkları kimi şeyler, yaygınlaştırılmaya çalışılan Amerikan modeli İslam anlayışını hatırlatıyor biraz. Allah Made Me Funny’nin İngiltere’deki gösterisinin afişindeki sponsorlardan biri dikkatimizi çekiyor: “United States Embassy” (Amerikan Büyük Elçiliği).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekipten Azhar Usman, kendisinin de bir Amerikalı olduğunu ve Müslümanların Amerika’yı bir öcü olarak görmemesi gerektiğinden bahsediyor. Amerikan bayrağıyla, Amerikalı olmakla ilgili bir problemleri olmadıklarını ifade ediyorlar. Amerikan bayrağını öperken görebiliyoruz mesela ekibin Afrika kökenli komedyenini. Bu duruşlarından dolayı İslami kesimden kimi eleştiriler de alıyor AMMF ekibi. Amerikan rüyası’nı değil Amerikan kâbusunu tecrübe ettiğini söyleyen Malcolm X’in “Oy yahut mermi” adlı konuşmasındaki şu sözleri hatırlatılıyor Amerikan bayrağını öpen Siyahi komedyene: “Hayır, ben Amerikalı değilim. Ben Amerika’nın kurbanı durumundaki 22 milyon siyah insandan biriyim: gizli bir riyakârlık olan demokrasinin kurbanı 22 milyondan biri. Bu sebeple size bir Amerikalı ya da vatansever, bayrağa saygılı biri ya da o bayrağı dalgalandıran biri olarak konuşmuyorum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekip üç kişiden oluşuyor. Muhammed “Mo” Amer, Bryant “Preacher” Moss ve Azhar Usman Allah Made Me Funny’nin yıldızları. Onlar, sadece Müslümanlar arasında değil, gayrimüslimler arasında da iyi tanınıyorlar artık. Organizasyonun en renkli siması Azhar Usman. O, çok sayıda hayranı olan Hint asıllı bir Amerikalı. Usman, “Ayatollah of Comedy” (Komedinin Ayetullahı), ve Bin Ladin’e ithafen “Bin Laughing” isimleriyle anılıyor. Usman, Chicago'da Illinois Üniversitesi’nde iletişim, Minnesota Üniversitesi'nde de Hukuk eğitimi almış ve doktora yapmış.&lt;br /&gt;AMMF dışında Rabbi Bob Alper adlı Yahudi bir stand-upçı ile baraber de gösteriler yapıyor. Gösterinin adı: “One Muslim, One Jew, One Stage, Two Very Funny Guys” (Bir Müslüman, Bir Yahudi, Bir Sahne ve İki Çok Komik Adam). İçinde bulunduğu bir diğer çalışma ise Hindistanlı Rajiv Satyal ile yaptığı “Make Chai Not War” (Savaşma, Çay Yap) adlı gösteri. Usman, sahneye çıkar çıkmaz “Esselamun Aleyküm!” diye selamlıyor izleyicilerini ve “Bu, sizi öldüreceğim demek oluyor” diye ekliyor. Bush’u yeriyor. Terörist-Müslüman imajıyla, Bin Ladin’le dalga geçiyor. Amerikalıların, Barak Huseyin Obama isminden nasıl korktuklarını anlatıyor.&lt;br /&gt;Bir komedyen ve hukukçu olmanın yanı sıra Şikago’daki Nawawi Foundation (Nevevi Vakfı)’da bir aktivist olarak çalışan Usman, bu aralar “Müslümanlar hakkında sormak isteyip de sormaya korktuğunuz her şey” adlı mizahi bir kitabın hazırlığını yapıyor. Sorularımızı yanıtlayan Usman, Türkiye’deki mizah severlere de yeniHarman aracılığı ile selam ediyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 265px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514075168443342626" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TIXuJp_eHyI/AAAAAAAABAQ/F2vZRwMQDfo/s400/azhar+usman2.jpg" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;-İlk olarak; komedi şovunuz “Allah Made Me Funny”den bahseder misiniz biraz. Proje nasıl ortaya çıktı mesela? Nelerden konuşuyorsunuz şovlarınızda?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003'te düşünülmüş ve 2004'te başlatılmış ortak bir proje. Turun yaratıcısı Preacher Moss, Amerika'da 20 yılı aşkın mainstream komedi endüstrisinin tecrübeli isimlerinden. Bir komedi piri. 2004'ün başlarında benimle ekip çalışması yapmış ve ortaklık teklif ettmişti. Oldukça komik bir komedyen olan sevgili kardeşim Azeem Muhammad ile İki yıl turne yaptık ve daha sonra 2006'da Texas-Houston'dan Filistin asılı Amerikalı komedyen Muhammed “Mo” Amer ile çalışmaya başladık. AMMF komedyenleri olarak, sadece Birleşik Devletler ve Kanada’daki büyük şehirlerde değil; İngiltere’de Hollanda’da Avustralya ve Yeni Zellanda’da; ayrıca Güney Afrika’da sergiledik bu şovları. Geçen sene hazırladığımız, 2008 sonunda ABD piyasasına dağıtımı yapılacak özel bir stand-up şovumuz vardı; Almanya, İskandinavya ve Güney Asya’ya planladığımız gibi büyük bir Ortadoğu turnesi... Aslında bu şov, tüm dünyayı kapsayan, sadece Müslümanlar için değil, Müslüman halkın etrafını çevreleyen endişe ve gerginliğin olduğu bu kafayı yemiş gezegeni paylaşan herkes için hoşgörü ve umut mesajları içeriyor. Çok uç fikirlerin çığlıkları ve bağırışları arasında insanları kendisine çeken; yatıştırıcı, sembolik, makul bir ses oluveriyor bu şov. Basitçe ifade etmek gerekirse, Allah Made Me Funny, herkesin derin bir nefes almaya ve iyice gülmeye ve kendi kendimizi, birbirimizi çok fazla ciddiye almayı bırakmaya ihtiyacımız olduğunu hatırlatan bir şey. Ha, neredeyse unutuyordum; acayip komik ve keyif verici bir şov da aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;-İzleyicileriniz kimlerden oluşuyor? Var mı gayrimüslim izleyicileriniz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Dünyanın her yerinden çok farklı dinleyicilerimiz var. Başlangıçtan beri bilhassa Müslüman topluluk arasında destekleniyoruz. Ancak geçen iki yıldan beri şunu fark ettik; diğer inançlardan daha fazla insan şovumuzu izlemeye, eğlenmeye geliyor. Müslümanların izolasyonuna inanmadığımızdan ve AMMF turnesinin popüler olup, Müslümanlar ve başka inançtaki insanlar bir araya gelip pozitif bir enerji paylaşımını yaşamalarını arzuladığımızdan bu gelişmeden hoşnuduz. Fark ettik ki herhangi bir şovumuzu izleyen kişi, sunduğumuz şovun ambiyansından etkileniyor en çok. Bundan sadece Müslümanlar haberdar olsaydı, o vakit çoğunlukla Müslümanlardan oluşurdu izleyiciler. Tabii eğer destekçimiz bunu yaygınlaştırabilmek için iyi tanıtım yaparsa o zaman dinleyici kitlesi çok daha çeşitli olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;-Gülmecenin, mizahın Müslüman toplumlarda bir tabu olarak görüldüğünü düşünüyor musunuz? "Çok gülmeyin, zira çok gülmek kalbin öldürür" gibi çeşitli sözler var mesela. Ne dersiniz? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Kahkaha atmanın bir tabu olduğunu düşünmüyorum. Bu düşünce bana çok acayip ve komik geliyor. Gülümsemeyen ve kahkaha atmayan biri, her zaman gülümseyen Allah’ın elçisini çok az tanımış biridir. O (Hz. Muhammed), sık sık kahkaha atarmış, -ve hadis literatürünün bize anlattığına göre kimi zamanlar çok içten bir şekilde, -duruma göre göre- azı dişi görünecek kadar gülmüştür. Bu bizim geleneğimiz. Gülmeyen ve gülen insanların doğuştan dengesiz bireyler oluğunu düşünen kişilerin, insan olduğunu hatırlatması için kendisini gıdıklayacak birilerine ihtiyacı var. Peygamberin sünnetini-hadisini, din uzmanlarına bırakmak daha iyi olur; ancak, kabaca söyleyebilirim ki, güvenilir ve dünya çapında değer verilen Müslüman alimler bizim destekçilerimiz ve yaptığımız işe hayranlar ve biz bundan gurur duyuyoruz. Bu sözünü ettiğiniz bana şunu ifade ediyor; peygamberin aşırı derecede gülenler hakkında yaptığı bu tür uyarılar, aşırılığa karşı yapılan uyarılardır ve bize dengeli olmanın önemini hatırlatır, yalnız başına kahkaha atan kişilere yapılan uyarılar değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırların varlığından bahsetmek mümkün mü yani caiz olan, “helal mizah”ın sınırları var mıdır?&lt;br /&gt;Elbette ki kimi sınırlar var. Ben şahsen, komedi ile alakalı düşüncelerimi üç şeye; teoloji, yasalar ve etiğe göre filtreliyorum. Ortodoksluğa uygun bir şekilde, dini literatüre göre söyleyecek olursam: akide, fıkıh ve adaba göre... Örneğin, Kitab’a hürmetsizlik edecek, Ortodoks İslami öğretinin tutumuyla (kutsal değerlerle, dinle dalga geçen türde), Şeraitteki ya da kutsal metinlerdeki herhangi bir şeyle eğlenen; Ortodoks İslam hukukuna saygısızlık edecek ya da önümde oturan izleyiciyi -hassas olduğu konularda- gücendireceğini düşündüğüm şakaları yapmıyorum. İlk iki kategorinin, genel olarak kabul edilebilir şeyler üzerine bazı açık ilkeleri var iken, sonraki kategori olan “adab” ise oldukça zorlayıcıdır; çünkü komedyen yerel beğenileri, tercihleri, hassas olunan konu ve durumlara dikkat etmek zorunda. Bu durum, ustalık gerektirebilir. Nihai olarak; eminim hala kimi zaman hatalar yapıyoruzdur fakat hepimiz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Hepimiz Allah’a hesap vereceğiz, bu yüzden Rabbimizin bağışlayıcı ve merhametli olmasıyla teselli buluyoruz. Ve Allah biliyor ki kasıtlı olarak kutsal ve mübarek olduğunu bildiğimiz hiçbir şeye saygısızlık etmiyoruz. Bununla birlikte, asla her zaman, herkesi memnun edemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TIXuUdD8DNI/AAAAAAAABAY/rmtfyRn53Bg/s1600/ozhar+cnn+turk.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 253px; FLOAT: left; HEIGHT: 178px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514075353950981330" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TIXuUdD8DNI/AAAAAAAABAY/rmtfyRn53Bg/s400/ozhar+cnn+turk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;-Amerikan Müslüman cemaati içinde stand-up komedi dışında başka örnekler var mı? Mizah dergileri gibi mesela...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;Çok sayıda girişim var şu anda; internet siteleri, karikatüristler, film-Televizyon yapımcıları ve standupçılar... Buna rağmen, halihazırdaki girişimlerin çoğu kalite açısından amatörce şeyler. Allah Made Me Funny’nin Amerika’nın gözde Müslüman komedyenlerinin kolektifi olmasından guru duyuyoruz. Ayrıca şunu söylemekten de mutlu olacağım: CNN Türk, “Amerika’nın En Komik Müslümanı” adıyla AMMF turnesinden bahsedilen bir program yayınlayacak. Program Mithat Bereket’le olan bir saatlik özel bir röportaj olacak. Şuna inanıyoruz ki “geçici bir heves”, “müslüman komedisi işte” diye burun kıvrılan şey, bugün tam teşekküllü bir komedi türü ve geleneğini oluverdi. Ki umut ediyoruz, gelecekte bu durum daha da sağlamlaşır ve kalıcılaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="440" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/vj1ixEyULi4?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/vj1ixEyULi4?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="440" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-4026140291594713322?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/4026140291594713322/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=4026140291594713322' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/4026140291594713322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/4026140291594713322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2010/10/komedinin-ayetullah-azhar-usman.html' title='Komedinin Ayetullah’ı: Azhar Usman'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/TIXtzbRraSI/AAAAAAAABAA/c2akI2m3JG8/s72-c/allah+made+me+funny.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-1155348949874531673</id><published>2010-04-09T04:20:00.000-07:00</published><updated>2011-04-02T08:58:30.374-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><title type='text'>Nihat Genç’in Bağlamasından Anonimleşmiş Bir Halk Türküsü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/S78OKmMnc2I/AAAAAAAAA34/wIenTYctrSU/s1600/leman_kitap.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/S78OKmMnc2I/AAAAAAAAA34/wIenTYctrSU/s400/leman_kitap.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458096848611275618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" font-weight: normal; font-family:Georgia, serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Candara; font-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Candara; font-family:Candara;"&gt;&lt;b&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Ofli Hoca, Nihat Genç’in en ilginç kitabı ve mizahın bir sanat olduğunun önemli bir belgesi. Oldukça kolay okunan, kendisinin de tabir ettiği gibi, “bir teyp bandı deşifresi” gibi akıp giden, küfür ve hikmetli sözlerin çarpıştığı acayip bir kitap.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Nihat Genç’in Bağlamasından Anonimleşmiş Bir Halk Türküsü&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Mesud ATA - LeMan Kitap&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Kürt medreselerinde fıkıh, hadis ve Kuran dersleri alan talebeler vardı. Kürtçe “feqi” olarakadlandırılan talebeler medreselerde, yahut camilerdeki odacıklarda yatıp kalkar ve halkın yardımlarıyla; fitre ve sadakalarla geçinirlerdi. “Mele”/ “Seyda” denilen fahri imamlar, medrese hocaları da aynı şekilde… Zamanını neredeyse tümünü medresede geçiren, dışarıyla irtibatları pek olmayan talebeler kendi aralarında şakalaşıp, birbirlerine hikayeler ve masallar anlatarak can sıkıntılarını giderirlermiş. Hocaları da asık suratlı değilse zaman zaman öğrencilere katılıp komik hikayeler anlatırlarmış. Tabii bu talebeler arasında “fırlama” olanlarından bir kısmı eğitimini tamamlayıp din adamı olarak hizmet vermeye başlayınca enteresan hadiseler yaşanmış. Taze hoca olan eskinin haylaz talebelerin fırlamalıkları vaazlarına da, halk ile olan sohbetlerine, ilişkilerine de yansırmış tabii. Bir zamanlar, Diyarbakır-Batman dolaylarında bir hoca ile talebenin birbirleriyle olan atışmalarının olduğu bir kaset dolaşıyordu “Feqi û Seyda” (Talebe ve Hoca) adında.&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Hoca ve öğrenci arasında yaşanan gerginlikler, “kuşak çatışması”, ilmi tartışmalar üzerine kurulu oldukça ilgi çekici bir âşık atışmasıydı bu. Bunun dışında, halk arasında eski kafalı, halktan vergi alır gibi zekat, fıtr/sadaka toplayan, kimi zaman esprili bir üslupla, fıkralarla bezeli vaazlar veren hocalardan bahsedilir. Doğu’da bu tip hikayelere rastlanırken Karadeniz bölgesinde de efsane bir “Laz hoca” tiplemesi vardır. Komik, küfürbaz, huysuz tabiatlı Laz hoca tiplemelerinden en ünlüsü “Ofli Hoca”.&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Fıkraları anlatılan ve bilhassa bant kayıtlarıyla ve daha sonra internetteki kopyalarıyla oldukça nam salmış bir karakter... Tabii bu ünün asıl sahibi, Nihat Genç ve onun yarattığı Ofli Hoca tiplemesidir. Nihat Genç’in kalemiyle can verdiği bu hoca tiplemesi zamanla anonimleşmiş ve literatürde yerini almıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Anlatan, yazan, çizen bir mizahçı için sterotipler üzerinden espri üretmek/yapmak, dinleyici/okuyucu kitleyi bildiği bir şey aracılığı ile hemencecik sarıp güldürmeye çalışmak pratik bir yöntemdir. İslamcı kesimden bir kısmının içinde bulunduğu durum, yaşam biçimleri, inandıkları hurafeler mizahçılar için verimli bir malzemedir ve bu yüzden muhafazakar-dindar stereotipiyle çok sık dalga geçilir.&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Mevcut düzenle daha barışık olan, yaşamını inandığı/yarattığı dinin yasaklarıyla örmüş, sorgulamayan dindar-muhafazakar kitle, üzerinde mizah yapılmaya elverişlidir. Bir şeylerle derdi olan haylaz mizahçı dolayısıyla -bir şekilde- bu kitleyle çarpışıp onu bir malzeme olarak kullanıyor. Sorgulamaksızın itaat etmeyi seçmiş dindar-muhafazakar da itaat ettiği zümreyle beraber mizahçının şaplağından nasibini alır. Müslümanlar dışarıda terörist olarak canlandırılır, özele indiğimizde ise çember sakalı, göbekli, şalvar giyen, sarık takan; ardında dört kara çarşaflı eşi olan, aptal-çirkin bir tip olarak temsil edilir. Kafasında takkesi/sarığı gömleğinin düğmeleri boğazına kadar iliklenmiş, -büyük ihtimalle- yeşil bir şeyler giymiş, elinde tespih olan hödük bir hacı dayı tiplemesi vardır. Ancak Nihat Genç’in Ofli Hocası bu klişelerle yaratılmış değil. Öncelikle asık suratlı değildir Ofli Hoca. Gülmeyi seven bir tiptir. Bir derdi vardır. Öfkelenir ve küfreder; ama mesajını bir şekilde -cemaatine olmasa bile- kitabın okuyucusuna ulaştırır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;“Ağaçlar, Kuran’ın emirlerini dünyaya inmeden önce okumuştur. Onun için ağaçlar gümürder. Ağaçlar, çiçekler Kuran’ın emirlerini ezberlemiş; balıyla, meyvesiyle hıfzetmiştir. Lakün bir tek ademoğlu bu emri anlamamış, onun içün Allah’un emri yazılı kitapla gelmiştir.” diyor Nihat Genç’in Ofli Hocası. Hocanın cemaati, yazılı Kitab’ını okumaya üşenip yok fermuarım açık kaldı namazım kabul olur mu yok şöyle olsa orucum bozulur mu gibi sorularla ve türlü zevzekliklerle hoca’nın sabrını taşırınca yiyor tabii okkalı küfürleri. Hem, peygamber sabrı pazarda satılan bir şey değil ne de olsa. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Televizyonun, arabaların ve daha pek çok yeniliğin hayatımıza girmesiyle yeni yeni sorunlar ortaya çıkmış ve yıllar öncesinde tartışılmayan gariplikler bugün cami sohbetlerinin ana gündem maddeleri oluvermiştir. Bu yüzden Anadolu’daki mizahi hikayelerin, din ile bir şekilde ilişkisi olan komik karakterlerin bugüne taşınmış halidir o. Eskilerin sabrına sahip değildir çünkü “ahir zaman”ın bir ton derdini yüklenmiş. Bu dertlere tahammül de evliya olmayı gerektiriyor. E, bizim hoca da evliya değil ya, halka halkın ağzıyla mukabele ediyor.&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Küfürleriyle müstehcen ifadeleriyle karikatür bir tipleme gibi dursa da gayet gerçektir Ofli Hoca. Son dönemlerde video paylaşım sitelerinde oldukça popüler olan Cübbeli Ahmet hoca’nın vaazları Ofli Hoca’yı aratmıyor mesela. Cemaatindeki kadınların “kocamız yatakta bize arkadan yaklaşıyor” şeklindeki şikayetlere öfkelenen Cübbeli Hoca bir vaazında,&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;“Kocamız bizi işte efendim filmde seyretmiş bir yerde seyretmiş Allah muhafaza bu şekilde istiğmal (?) etmeyi teklif ediyor ve zorluyor. “ ‘Boşayacağım!’ diye tehdit ediyor.” diye cemaatlerimizden bize şikayet geliyor. Bu ne olacak?!” diye basıyor fırçayı. Ardından da cinsel ilişkide “şekiller müsaadelidir. Kaç şekil olursa müsaadelidir.” deyip helal dairesinde Ofli Hoca gibi “Şeriatta ayıp yoktur” kabilinde tavsiyelerde bulunuyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt;mso-pagination:none;background: white;mso-shading:white;mso-pattern:solid white;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-family:Candara; mso-bidi-mso-font-kerning:14.0ptfont-family:Candara;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;“Ofli Hoca”, Nihat Genç’in en ilginç kitabı ve mizahın bir sanat olduğunun önemli bir belgesi. Oldukça kolay okunan, kendisinin de tabir ettiği gibi, “bir teyp bandı deşifresi” gibi akıp giden, küfür ve hikmetli sözlerin çarpıştığı acayip bir kitap. Nihat Genç’in bağlamasından doğaçlama dökülmüş ve komşu köylerde çalına çalına, dinlene dinlene anonimleşmiş bir beste.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; punctuation-wrap:simple;text-autospace:none"&gt;&lt;span style="mso-font-kerning: 14.0pt"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-1155348949874531673?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/1155348949874531673/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=1155348949874531673' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/1155348949874531673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/1155348949874531673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2010/04/nihat-gencin-baglamasndan-anonimlesmis.html' title='Nihat Genç’in Bağlamasından Anonimleşmiş Bir Halk Türküsü'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/S78OKmMnc2I/AAAAAAAAA34/wIenTYctrSU/s72-c/leman_kitap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-7979024220340432697</id><published>2009-02-13T11:25:00.000-08:00</published><updated>2010-10-30T16:59:58.681-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Röportaj'/><title type='text'>İstanbul İçin İsyan Vakti</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/S78bs4O5G_I/AAAAAAAAA4Q/wj9Tlh8C5sk/s1600/isyanvakti_direnistanbul.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 292px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/S78bs4O5G_I/AAAAAAAAA4Q/wj9Tlh8C5sk/s400/isyanvakti_direnistanbul.bmp" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458111731219373042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/S78aLKl2r-I/AAAAAAAAA4I/IR5Kxw-Yj_8/s1600/isyanvakti_direnistanbul.bmp"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Mesud Ata - yeniHarman&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;IMF ve Dünya Bankası (DB) bir yerde toplantıya gider de kızıl ve kara halılarla karşılanmasa olur mu? Olmaz. Devletimiz, IMF ve DB’nin Ekim ayındaki büyük toplantısı için resmi karşılama merasimine başlamışken hazırlık yapan birileri daha var; Direnistanbul aktivistleri… Direnistanbul, İstanbul ismiyle yapılmış ucuz kelime esprilerinden değil; 1-8 Ekim’de IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye ziyaretlerini yumruklarla karşılama platformunun adı. Organizasyonun İngilizce adı da İngilizce “direnmek” anlamına gelen “ressist” ve İstanbul kelimelerinin bileşmesiyle meydana gelmiş: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Resistanbul!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;Makedonca’dan Kürtçe’ye 11 farklı dilde direniş çağrısı yapan Direnistanbul, şimdiden yürüyüşlere, panel, söyleşi, film gösterimlerine başlamış durumda. Organizasyonun içerisinde Anarşistler, Sosyalistler, Feministler, dernekler, sendikalar, ekoloji hareketleri var. Yaptıkları çağrıda şöyle diyorlar: “Biz mahallesinden kovulanlar, tohumları çalınanlar, greve duranlar, harçları ödemeyenler, işsiz güçsüz bırakılanlar, barkı yıkılanlar, esnek köleleştirilenler, suyu satılanlar, krizden kaçamayanlar, sendikasızlaştırılanlar, mülksüzler İstanbul direniş sezonunu açmak için hep beraber sokağa çıkıyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnistanbul hazırlıkları sürerken Dış İlişkiler Kıdemli Başkan Yardımcısı Marvan Muasher, DB’nin eylemler sırasında güvenlik güçlerinin biber gazı kullanmasına karşı olduklarını söyledi. Geçmişte de Prag da yapılan yıllık toplantıda DB Başkanı James Wolfensohn, "Bu duvarların arkasında, genç insanlar küreselleşmeye karşı gösteri yapıyor, derinden inanıyorum ki, birçoğu, meşru sorular yöneltiyor ve yeni neslin fakirlikle mücadeleye adanmışlığını benimsiyor, onların tutkusunu ve sorgulamasını paylaşıyorum" demişti. Elbette, Türk polisinin sıcaklığı ve şirket-devletlerin dünyayı daha güzel bir hale getirme istekleri herkesçe biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnistanbul aktivistleri kimi gazetelerin, yurtdışındaki aktivistlerin Türk polisinden korktukları şeklindeki haberi yalanlıyorlar ve 2001 yılında Cenova’daki küreselleşmek karşıtı gösterilerde polisin öldürdüğü Carlo Giuliani’yi hatırlatıyor ve Alman polisinin Türk polisinden daha beter olduğunu söylüyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Direnistanbul neye, niçin direniyor? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnistanbul 6-7 Ekim'de İstanbul'da toplanacak olan IMF ve Dünya Bankası'na karşı protestoları orda oluşacak direniş ruhunu vesile addederek İstanbul'da bir direniş çağrısı yapıyor. Bu tür küresel kapitalist kurumlara karşı güvensizliğin ayyuka çıktığı bir süreçte bu aygıtların yapmaya çalıştıkları, sebep oldukları özelleştirmelerin, sağlıksız gıdaların, kentsel yıkımların açığa çıktığı bir süreçte, bunların müsebbiplerinin mağdurlara daha doğrudan gösterilmesi için bir vesile olsun diye yapıyoruz bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle IMF'nin ve Dünya Bankası’nın bizi ilgilendirmeyen, hayatımıza hiç etkisi olmayan kurumlarmış gibi görülmesinin önündeki engeli kaldırıp bunların pazarda domates alırken, evinde musluğu açarken, elektriği kullanırken ödeyeceği bedelin ya da barınma ihtiyacını karşılamak için kurduğu barakanın yıkılmasının nedenin bu aygıtlar olduğunu insanlara çeşitli etkinliklerle, eylemlerle göstermek bütün çabamız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlara "Dünya Bankası, IMF kötüdür" demek çok da faydalı değil artık. Çünkü insanların kafasında bu kavramlar zaten temiz kavramlar değil ama gündelik hayatlarında artık düşünecek zamanı kalamayan ya da bir şekilde bağlantıyı kuramayan insanlar açısından. Tarlabaşı'ndaki, Başıbüyük'teki ya da diğer "toplumsal dönüştürme kampları" diyebileceğimiz alanlardaki insanların hayatlarında yaşadığı problemlerin IMF ile bağlantısını kurmak bunun üzerine çalışmalar yapmak ya da, özelleştirmeleri bu şekilde yeniden gündeme taşımak, kapitalizmle bağlantılarını yeniden kurmak önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Dünya Bankası yetkililerinden Marvan Muasher, karşı seslerin, sivil toplumun sürecin önemli parçalarından biri olduğunu ve bankayı eleştirseler dahi incitmek için bir neden olmadığını söylemiş. Banka’yı incitmeniz için nedeniniz var mı? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Gülüyorlar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Dünya Bankası'nın eleştirilecek yönleri vardır elbet ve karşı sesler de bu anlamda önemlidir ama kurumun kendisiyle kimsenin problemi yok, diyor adam… &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanda bir liberal yazarımızın "IMF nasıl 'kimsesizlerin kimsesi' olur?" başlıklı yazısı vardı. "IMF toptan reddedilemez, böyle bir gücümüz yok. Dolayısıyla toptan reddetmek yerine IMF'yi daha işlevli kılalım. Ve küresel kapitalizmin iyice vahşileştiği süreçte sosyal adaleti sağlamak için bir işlev üstlenebilir. Bunu da nasıl yapar: kendisine topladığı kredileri yoksullar için, yoksul bölgelerde istihdam alanları yaratarak oradaki insanların temel ihtiyaçlarını sağlamak için bir araç olarak kullanabiliriz." mealinde. İtibarını yitirmiş olduğu bir dönemde yeniden itibar kazandırmak için bunu IMF'ye öneriyorlar. Biraz bu meseleyi çağrıştırdı. Bunu böyle düşünmek için "iyimser" tabirini bile kullanamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Eylemlerinizde "IMF pabucu yarım, Çık dışarıya oynayalım" diye bağırıyorsunuz, bir yandan da zıplıyorsunuz, şenlikli bir hava var. Direnistanbul'un adındaki direnişten sert bir şeyler bekliyor insan...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tek bir eylemlilik gibi görülebilir ama öyle bir şey değil. Direnistanbul'un yapacağı çok farklı biçimlerde çok çok farklı eylemler, etkinlikler olacak bu süreç boyunca. Kaldı ki "IMF pabucu yarım, Çık dışarıya oynayalım" sözüyle beraber kullanılan sembol görülürse ne demek istediğimiz de anlaşılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Belediyeler, hayır kurumları "İstanbul için çorba vakti" diyerek insanlara yemek dağıtıyor. Sloganlarından bir tanesi "İstanbul için isyan vakti" olan Direnistanbul da Tarlabaşı'nda yemek dağıttı halka. Hayırseverlerin yemek dağıtmasıyla sizin yemek dağıtmanız arasındaki fark ne? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizmin insanların yaşamına soktuğu mekanizmaları görünür kılmak ve bunların tersine çevrilebilirliğini göstermek adına eylemler yapıyoruz. "Para değil yemek" eyleminin amacı da özellikle kapitalizmin yarattığı israf kültürüne dikkat çekmek. Pazarlarda çöpe atılacak ya da bir şekilde imha edilecek yiyecekleri, gıdaları topluyoruz daha sonra onları kolektif bir şekilde yemek haline getiriyoruz ve insanlarla paylaşıyoruz. Bunun üstünde anlam yüklenecek bir eylem değil "para değil yemek" ya da "bomba değil yemek" eylemleri. İnsanlarla çok güzel bir şey; yemek paylaşıyorsun ve bunu dayandırdığın zemin bahsettiğim gibi kapitalizmin o kültürünü deşifre etmek. Ve bunu yaparken de hiç bir beklenti içine de girmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;Direnistanbul sadece bu süreçte mi faaliyet gösterecek? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an çok yoğun bir enerji söz konusu ve daha da yoğunlaşacağını düşünüyoruz bunun. Yine Direnistanbul ismi altında -çünkü bu, yerelliğe de ciddi bir gönderme yapıyor bu isim- İstanbul genelinde genel bir direniş ağının taşıyıcısı olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="410" height="310"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xaltqs"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xaltqs" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-7979024220340432697?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/7979024220340432697/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=7979024220340432697' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/7979024220340432697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/7979024220340432697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2009/02/istanbul-icin-isyan-vakti.html' title='İstanbul İçin İsyan Vakti'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fZHpGDiet3c/S78bs4O5G_I/AAAAAAAAA4Q/wj9Tlh8C5sk/s72-c/isyanvakti_direnistanbul.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-7144660313262354159</id><published>2007-11-10T08:09:00.000-08:00</published><updated>2011-04-02T08:58:30.375-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><title type='text'>Kara Panterler: Amerika’da Başka Bir Dünya Umudu</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Amerika’nın şahit olduğu en sıkı muhalefet olan Kara Panterler; Dünyayı değiştirmeye and içmiş öfkeli kara çocuklar bu ay yarım asırlık tarihlerine bir çentik daha atıyor.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Mesud ATA&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:mesudata@gmail.com" target="_blank"&gt;mesudata@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbi, ciğerleri sökülmüş topraklar, asırlarca süren tecavüze sesini çıkarmamış, ve hep burnundan ağır ağır solumuş, sabretmiş bir halk; daima boyun eğen, topraklarından koparılan kökler.. Artık yaşamak için neden bulmakta zorlanan, kardeşlerinden, anasından, babasından koparılmış, dilini bilmediği, havasını solumadığı bir yerde hayvanlara dahi edilmeyen uygulamalara maruz kalan, sabrın tanımını yeniden yapan insanlar.. Sürgün bir yaşamın evlatlarından bahsediyoruz; Siyahlardan. Evet Siyah, yüzü katran karası ırkçı beyazların karşısında gün gibi parlayan bir Siyah.. Afrikalı halka çektiren azap, asırlar öncesinde başlamışken ne yazık ki renkli fotoğrafların çekilebildiği ‘modern zamanlar’a değin devam etmiştir. Siyahların toplu taşıma araçlarında, işte, sinemada, vergisini öderken kuyrukta beyazlardan ayrı tutulduğu zamanlar, tozlu tarih sayfalarında yer almıyor maalesef. Afrikalıların acıyla dolu tarihlerini incelerken neredeyse insanoğlunun henüz yeni yeni evrimini tamamlamaya başladığına inanıyor insan. Siyahlar üzerine çekilmiş filmlerde yer alan ırkçı beyazların karikatürize edilmiş tipler olmadığı, o karakterlerin yakın çekim fotoğraflardan sadece birkaç kare olduğu birkaç tarih kitabı karıştırıldığında kolayca anlaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyahlar, ama güçleri tüketilip düşünmelerine müsaade edilmediğinden, ama ekmek paralarına ya da ailelerine bir zarar gelmesinden korktuklarından uzun yıllar boyun eğmişlerdir zulümlere.. Tarih kimi hakların elde edilmesine yol açan köle ya da özgür Siyahların isyanlarını kaydetmiştir. Köle olarak getirildikleri yabancı topraklarda asırlarca sürgün yaşayan Siyahların -hatırladığımız- en büyük isyanı 1955 yılında, Siyah bir kadının otobüste bir beyaza yer vermeyi reddetmesi üzerine başlamış ve Siyahların bir yıldan uzun süren otobüs boykotu ile uzun soluklu bir isyanın/özgürlük mücadelesinin fitili ateşlenmiştir. Böylece yıllarca kanla dolan Siyah bileklere neşter vurulmuş ve kandaki çakıllar sokaklara dökmüştür. Ekilen kin tohumları isyan fidesini vermiş ve en doğal haklar utanç verici yıllardan sonra elde edilmiştir. Siyahların özgürlük mücadelesinde zafere giden yolda özgürlüğün her zerresi için ağır bedeller ödenmiştir. Siyahlara yönelik ayrımcı politikaların bir kısmı ortadan kaldırıldıktan sonra baskı azalmamış, aksine ırkçı beyazların tacizleri şiddetini daha fazla artırmış; evler, işyerleri, kilise ve mescitler kundaklanmış; polislerin -devletin göz yumduğu- taciz ve işkenceleri ve cinayetler had safhaya ulaşmıştır. Özgürlük mücadelesinin her zafer durağında, ağızlarından salyalar akan gözü dönmüşler, kinlerini her seferinde daha büyük bir şiddetle üzerine kusmuşlardır Siyahların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyahların özgürlük mücadelesinin ateşini örgütleyen iki önemli isim tarih saflarında altın harflerle yazılmıştır. Biri pasifist, burjuvazi ile dost olan Martin Luther King, diğeri ise &lt;a href="http://img234.imageshack.us/img234/5517/fidelmalcolm4dl.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand" alt="" src="http://img234.imageshack.us/img234/5517/fidelmalcolm4dl.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;varoşlardaki öfkenin duru yansıması olan, özgürlüklerin beyazlardan bir lütufmuş gibi alınmasına kızan ve ‘Amerika’da bağımsız, kendi otonomisi olan bir ülke’nin kurulması gerektiğine inanan Malcolm X.. Martin Luther King, burjuvacanlısı Siyah özgürleşmesini savunurken Malcolm, Siyah yumruklar havaya kalkmışken yumruğun tüm sisteme savrulması gerektiğine inanan "başka bir dünya” tablosunun ressamlığına soyunmuştur. Malcolm’un Siyah hareketi içinde beyazlara karşı olan tavrı ‘beyaz şeytan’ şeklindeki ırkçı bir nefretten oluşuyorken daha sonra sistemli bir harekete ve kontrollü bir öfkeye dönüşmüştür. Gençlik yıllarındaki ırkçı tutumu Mekke’yi/Kabe’yi ziyareti sonrasında değişmiş ve Malcolm, Siyah hareketi içerisinde bambaşka bir tavır içerisine girmiştir. Kâbe’nin etrafında, beyaz, sarı, Siyah tenlerin yan yana, el ele, omuz omuza olduğunu görünce afallayan Malcolm, diğer insanlarla arasındaki ‘renk farkı’nın ve bu farklılık üzerinden yürütülen ayrımcılığın muhasebesini bir kez daha yapmıştır. Beyazlara karşı olan tavrı, yaşadıkları ve gördükleriyle beraber değişmiş ve yeni bir manifestoya dönüşmüştür. Elbette sömürülen Siyahların ve diğer ezilen halkların hakları konusunda zayıflayan değil, daha da güçlenen bir manifesto..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyahlar özgülük mücadelelerini verirken ABD’nin kimi eyaletlerinde insanlar ilk defa bir ‘Siyah sorunu’ olduğunu duyuyorlardı. Politikacılar bu insanların çığlıklarını duymazdan gelirken sıradan beyazlar -tıpkı şimdilerde Ortadoğu’yu izledikleri gibi- özgürlük yürüyüşleri ve protestolarını televizyonlardan garipseyerek izliyordu. Kimi beyaz hareketler Siyahların mücadelesine destek verirken söz konusu politikacılar olunca durum değişiyordu. Siyahlara destek olma eğilimi gösteren beyaz politikacıların durumu, dilenciye tüm para uzatıp paranın 10’da birini kesmesini isteyen; asıl niyeti para bozdurmak olan ‘hayırseverler’in durumu gibiydi. Seçim döneminde Siyahların da oyunu almak fakat bir yandan ırkçı beyazların da gönlünü hoş etmek isteyen politikacılar.. Bazı Siyahlar Martin Luther King’in öncülüğünü yaptığı pasifist hareketin dilencilik olduğunu söyleyip kendilerine uzatılan ‘özgürlük bozuklukları’nı ellerinin tersiyle ittiler. Çünkü o ‘tüm para’da kendilerini de hakkı olduklarını düşünüyorlardı. İşte bir lütufmuş gibi verilen ‘özgürlüğü’ ellerinin tersiyle iten adamlar Malcolm X ve onun izinden giden Kara Panterler’di..&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131247195785146978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RzXaI1d-MmI/AAAAAAAAAHk/nS4Z-CRlXdA/s400/kAra+panterler.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Tüm İktidar Halka!”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kara Panterler, Huey P. Newton ve Booby Seale isimli iki genç tarafından Ekim 1966’da Kuruldu. Tam adı ‘Black Panther Party for Self Defense’ (Nefsi Müdafaa için Kara Panterler Partisi) olan Kara Panterler, iki gencin ateşiyken silahlı ırkçı beyazların tacizlerine karşı savunma amaçlı silahlanmış, Amerika’nın pek çok noktasında büroları açılan ve binlerce üyesi olan bir hareket haline gelmiştir.. Huey Newton ve Booby Sale üniversite yıllarında, Frantz Fanoun’un anti-emperyalist söylemlerinden ve -o zamanlar- Nation of Islam’ın (İslam Ulusu [Afro-amerikalı İslamcı hareket]) ateşli bir hatibi olan Malcolm X’in mesajlarından oldukça etkilenmişlerdir. 60’lı yıllarda dünyanın çeşitli yerlerinde artan öğrenci ve işçi hareketlerinin Amerika’daki yansıması sayılabilecek Kara Panterler, Frantz Fanfon ve Malcolm X’in yanı sıra Mao Zedung ve ‘Che’ Guevara’dan ve hatta Bakunin’den önemli ölçüde etkilenmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RzXa6Vd-MoI/AAAAAAAAAH0/9OWrF3bSfMs/s1600-h/kara+panterler+dergisi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131248046188671618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RzXa6Vd-MoI/AAAAAAAAAH0/9OWrF3bSfMs/s320/kara+panterler+dergisi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kara Panterler’in damarlarındaki Sosyalist gerilim, onların Siyah hareketi içerisinde zengin ve sistem yalakası Siyahların saflarından farklı saflarda yer almalarına neden olmuştur. Onlar, özgürlük mücadelesinin kokteyllerde değil; varoşlarda olması gerektiğine inanmışlardır. Onlara göre sorun, etnik bir sorunundan öteydi. Sorun, ABD’nin emperyalist/sömürgeci yapısıydı.. ‘Mücadele, beyaz liberaller ya da Siyah burjuvalarla yürüyemezdi’ ve bu ‘adamlar’ o topraklarda paylarına düşeni istiyorlardı. İsteklerini elde etmek uğruna yıllarca kavga veren Kara Panterler, özgürlük yürüyüşlerinde ve isyan hareketlerinde sudan sebepler/bahanelerle gözaltına alınmış, hapse atılmış ve işkence görmüşlerdir. Malcolm’ın Siyahların canına kasteden katillere karşı ‘kısasa kısas’ deyip silahlı mücadeleyi savunan görüşü ile varoşlardaki yaşam ve yoksul Siyahlar üzerine söylemleri Kara Panterler’in inancını pekiştirmiştir. Ve devlet eliyle Siyah mahallelerinde yaygınlaştırılan uyuşturucu tuzağındaki fakir, genç ‘serseri’ Siyahlar, Kara Panterler’in yumruklarının gölgesinde ayılmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir grupken ülkenin neredeyse her tarafına yayılan, örgütlenen, güçlenen Kara Panterler’in Siyahların özgürlük sorununun bir sınıf meselesi olduğuna inanmaları bir süre sonra sistem karşıtı farklı grupları ve farklı etnik toplulukları da parti çatısı almalarına yol açmıştır.. “Tüm iktidar halka!”sloganını kullanan Panterler, yoksul Siyahların haklarının elde edilmesini savunmanın yanı sıra ezilen diğer halkların da yanında olduklarını ifade ediyorlardı. Siyahların ABD’deki zulüm dolu geçmişlerinin etkisiyle, hem mücadele biçimi hem de söylem olarak -o dönemde Siyahların özgürlük mücadelesine omuz veren- ABD’deki Komünist/Sosyalist partilerden daha radikal bir çizgide durmuştur Kara Panterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ABD’nin yazdırdığı tarih sayfalarında mütebessim Martin Luther King fotoğrafları varken ‘asık suratlı’ Kara Panterler’in adı anılmamaktadır. “Tüm beyazlara ölüm”gibi bir Ku Klux Klan mantıktan uzak; fakat canlarına kastedildiğinde gerekli cevabı verecek kadar başı dik gençler olmuştur Kara Panterler.. Elbette asla muhalefet istemeyen emperyalist burjuva diktatörler, o güne dek görmüş oldukları en sıkı muhalefeti, gayri resmi tarihin ak yüzlü sayfası olan Kara Panterler Partisi’ni yok etmek için tüm güçlerini seferber etmişlerdir. FBI, ‘Karşı-İstihbarat Programı’ ile Kara Panterler Partisi’nin önde gelenlerini gerek -sahte mektuplarla- birbirine düşürerek gerekse çeşitli bahanelerle tutuklayarak saf dışı bırakmıştır. 1966’da başlayan efsane, hileli düzenlerle 1982’de sona erdirilmiştir. Yaklaşık 16 yıllık bir serüvenden sonra Kara Panterler hala “Başka bir dünya mümkün” şarkılarının en ahenkli dizelerini oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kara Panterler’in 10 Nokta Atışı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kara Panterler’in 15 Ekim 1966’da&lt;br /&gt;okunan, toprak, ekmek, ev, eğitim, giyim, adalet ve barışın altını çizen&lt;br /&gt;manifesto niteliğindeki 10 maddelik programı:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;1. Biz özgürlük&lt;br /&gt;İstiyoruz. Siyah insanlarımızın ve ezilmiş halkların kendi kaderlerini&lt;br /&gt;belirlemelerini istiyoruz.&lt;br /&gt;2. İnsanlarımız için tam zamanlı iş&lt;br /&gt;istiyoruz.&lt;br /&gt;3. Kapitalistlerin Siyah insanlara ve ezilen halklara&lt;br /&gt;yaptığı soyguna son verilmesini istiyoruz.&lt;br /&gt;4. İnsanların sığınması&lt;br /&gt;için makul bir iskân istiyoruz.&lt;br /&gt;5. İnsanlarımız için, itibarını&lt;br /&gt;kaybetmiş Amerikan toplumunun gerçek doğasını ortaya çıkaracak makul bir eğitim&lt;br /&gt;istiyoruz. Bize gerçek tarihimizi ve günümüz toplumundaki rolümüzü öğretecek bir&lt;br /&gt;eğitim istiyoruz.&lt;br /&gt;6. Tüm Siyahlar ve ezilmiş halklar için tamamen&lt;br /&gt;ücretsiz bir sağlık hizmeti istiyoruz.&lt;br /&gt;7. Siyahlara, diğer renklerden&lt;br /&gt;insanlara, Amerika’daki ezilmiş halklara uygulanan polis vahşetinin ve katlinin&lt;br /&gt;hemen sona erdirilmesini istiyoruz.&lt;br /&gt;8. Tüm nedensiz savaşlara acil bir&lt;br /&gt;son istiyoruz.&lt;br /&gt;9. Amerika Birleşik Devletleri federal, eyalet, şehir&lt;br /&gt;ile hapishane ve tutukevlerinde tutulan tüm Siyah ve ezilen halklar için&lt;br /&gt;özgürlük istiyoruz. Bu ülkenin kanunları ile sözde suçlarla itham edilen tüm&lt;br /&gt;insanlar için eşit bir jüri ile adil bir yargılama istiyoruz.&lt;br /&gt;10.&lt;br /&gt;Toprak, barınak, eğitim, giyecek, adalet, barış ve modern teknolojinin toplumsal&lt;br /&gt;kontrolünü istiyoruz&lt;br /&gt;[Çeviri: M.A]&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yeni Kara Panterler&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yeni Kara Panterler, Kara Panterler’in 1982’de dağılmasının ardından Malcom X’in de bir dönem üyelerinden olduğu Nation of Islam’ın eski başkanlarından Halit Abdul Muhammed tarafından 1989’da Texas’ta kurulmuştur. Halit Abdul Muhammed’in ölümünden sonra partinin başkanlığını Malik Shabazz yapmaya başlamıştır. Eski Kara Panterler’in amblemi olan kara panter amblemini Afrika haritası üzerine oturtarak yeni bir logo oluşturan Yeni Kara Panterler kendilerini eski Kara Panterler’in devamı olarak görürlerken eski Kara Panterler’in ‘resmi’ sitesinde bu yeni hareketin üyelerinin daha önce Kara Panterler Partisi üyesi olmadığını buna rağmen eski hareketin kahramanlarının isimlerini kullandıkları ifade ediliyor..&lt;br /&gt;Yeni manifestonun 10 maddesi arasında bir madde dikkat çekiyor; manifestonun 3. maddesinde asırlarca süren Afrikalı katliamının; katledilen 600 milyon Afrikalı’nın hayatlarının hesabının ödenmesi gerektiğinin altını çiziyorlar. Salt Afro-Amerikalıların değil tüm Afrikalıların, kölelerin haklarının ödenmesi gerektiğini söyleyen Yeni Kara Panterler, asırlarca süren Afrika Soykırımı’nın sorumlusu olan sömürgeci ülkelerin; Amerika’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın, İspanya’nın, tüm Avrupa’nın, Yahudilerin kendilerine borçlu olduklarını ifade ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Kara Panterler’in Türkiye basınında iki yansıması:&lt;br /&gt;"(…) Cincinnati’de trafik suçundan arandığı için polisten kaçarken, silahsız olduğu halde vurularak öldürülen 19 yaşındaki Timothy Thomas’ın cumartesi günü yapılan cenaze töreni öfke gösterisine dönüştü. Polisin çok sıkı güvenlik önlemleri aldığı cenazede, kara üniforma ve bereleriyle Kara Panterler ön plandaydı. New Prospect Baptist Kilisesi’ndeki tören çıkışında yumruklarını havaya kaldırarak slogan atan Kara Panterler, ‘‘Timothy’nin intikamını alacağız’’ diye yemin ettiler. Thomas’ın öldürülmesinden sonra çıkan olaylar nedeniyle olağanüstü hal ilan edilen Cincinnati sokaklarında yürüyen yüzlerce gösterici de Kara Panterler’in intikam yeminine eşlik etti. Polis kalabalığa müdahale etmeyince olay çıkmadı. Cenaze töreni sırasında etkileyici bir konuşma yapan rahip Damon Lynch, ‘‘Siyahlar olarak direnişimizi sürdürmeliyiz. Bütün dünyanın gözü Cincinnati’nin üzerinde. Siyah adamın nasıl başkaldırdığını gördüler. Evet, adalet için başkaldırın, zülme karşı başkaldırın’’ dedi. Geçen hafta çıkan isyanda, yağmalama, vandalizm ve kundaklama olayları nedeniyle 200 kişi tutuklanmış ve gece sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti.”(2001/04/16/ Hürriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"(…) ABD’nin Philadelphia eyaletinde beyaz ırkın üstünlüğünü savunan aşırı sağcı gruplar, Siyahların eşitliğini savunan bir başka sağcı örgütle çatışmanın eşiğine geldi. Ulusal Park’ta toplanan ırkçı Neo- Nazi partisi üyeleri, polis izniyle gösteri yapmaya başladı. Gruba, geçmişte kanlı eylemlere imza atan Siyah düşmanı Ku Klux Klan üyeleri de katıldı. Aralarında çocukların da bulunduğu 100 kişilik grup, ülkedeki yabancılar ve Siyahlar aleyhinde sloganlar attı. Bu sırada ellerinde beyzbol sopalarıyla Kara Panterler adlı Siyahi ırkçı sağcı grup olay yerine geldi. Tepeden tırnağa Siyah renkli üniformalar giyen Kara Panterler polis tarafından zor durduruldu&lt;br /&gt;ve 4 kişi gözaltına alındı.”(2004/09/27 Hürriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara Panterler’in Yaşayan Sesi Mumia Ebu-Cemal &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RzXc-Vd-MpI/AAAAAAAAAH8/MlJi2cVzKyc/s1600-h/mumia%20abu-jamal.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131250313931403922" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RzXc-Vd-MpI/AAAAAAAAAH8/MlJi2cVzKyc/s400/mumia%2520abu-jamal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kara Panterler Partisi’nin serüveninin anlatıldığı -Türkiye’de de yayınlanan- “We Want Freedom - A Life in the Black Panther Party”(Biz Özgürlük İstiyoruz- Kara panterler Partisi’nde Geçen Bir Hayat /Agora Kitaplığı ) isimli kitabın yazarı Mumia Ebu-Cemal, Kara Panterler adının bugün sık zikrediliyor olmasının sebebi.. Henüz 15 yaşındayken Kara Panterler’e katılıp parti içinde çeşitli işler yapan, Kara Panterler Topluluğu Haber Servisi’nde gazetecilik ve radyoculuk yapan Mumia Ebu-Cemal, Kara Panterler’in FBI tarafından dağıtılma sürecinde bir polisi öldürmek suçundan ölüme mahkûm edildi. Cinayeti işlediğine dair kesin bir delil yokken, kendisini yargılayan ‘ırkçı yargıçların’ kararıyla ölüme mahkûm edildi. Yıllarca hapiste yatan Mumia’nın masumiyetini ispatlamak için yıllarca didinen aktivistlerin çabaları sonucu Aralık 2001’de hakkındaki ölüm cezasını kaldırıldı. Mumia’nın ölüm cezasının kaldırılmasını değil kayıtsız şartsız özgürlüğünü talep eden aktivistler, Mumia’nın serbest bırakılması için eylemlerine, çalışmalarına devam ediyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;strong&gt;“Siz Çete Falan mıydınız?”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;(Mumia Ebu Jamal’den bir hatıra)&lt;br /&gt;Genç adam yaşlı olanın yanına geldi ve sokağın zengin ritmiyle&lt;br /&gt;birbiri ardına sorular sormaya başladı: - Hey babalık! Baksana buraya. Sen&lt;br /&gt;Kara Panterler’den miydin? - Evet. - Hımm.. Sizin derdiniz neydi?&lt;br /&gt;Çete falan mıydınız? Neydi olayınız? - Ne!? Ciddi misin? Kimsin sen? -&lt;br /&gt;Karımın annesi seni tanıdığını söyledi ve sen onlarlaymışsın. Ne yaptın onlarla?&lt;br /&gt;- Evet evlat. Ama bir çete değildi o. Siyah halkın özgürlüğü ve&lt;br /&gt;savunmasına adanmış devrimci bir örgüttü... Bu muhabbet&lt;br /&gt;gerçekdışıydı, genç neslin toplumsal hafızasındaki aşınmayı yansıtıyordu.&lt;br /&gt;Genç adamı oldukça kararlı, son derece zeki, atılgan ama ne yazık ki da&lt;br /&gt;bilgisiz gördüm. Ona sordum: - Peki eşinin annesi sana Kara Panterler’i&lt;br /&gt;anlatmadı mı? - Anlattı.. Ama dediklerini dinlemedim. Yine dırdır ediyor&lt;br /&gt;dedim, çevirdim yüzümü.&lt;br /&gt;Yakın geçmişteki hareketlerle bi’ bağı olmayan&lt;br /&gt;genç adam, olayların tam ortasında yer alan birinin vereceği bilgileri&lt;br /&gt;reddetmişti. Bu yüzden de, derin kökleri olan, tüm ülkeyi sarmış, hatta&lt;br /&gt;uluslararası çapta radikal etkiler yaratmış bir örgüt hakkında neredeyse hiçbir&lt;br /&gt;şey bilmiyordu. Kara Panterler’le çalışmış olan ve panterler gibi yaşayan&lt;br /&gt;insanları bilen kaynanası, toy delikanlıyla konuşmaya çalıştı ama yetişkinlerin&lt;br /&gt;çoğunda olduğu gibi sözleri çok durgun, yeni nesillerin bir kulağından girip&lt;br /&gt;öbüründen çıkan, görmezlikten gelinen sözlerdi. Yurttaş hakları kuşağı,&lt;br /&gt;diye övülen tutsak okullar, Siyahların özgürlük hareketini karalayan veya&lt;br /&gt;görmezden geldiğinden bir işe yaramıyor.. İşte bu yüzden, doğuştan donanımlı&lt;br /&gt;Siyah bir adam, İdam Koğuşu’na gelene kadar Kara Panterler Partisi hakkında&lt;br /&gt;anlamlı hiçbir şey öğrenemiyor. O adam, çelik ve betondan bir kutuya&lt;br /&gt;kapatılmışken bile, gizlenmiş tarihin bir bölümünü, doğduğundan beri kendisinden&lt;br /&gt;gizlenen bir şeyleri öğrendi. Partinin doğuşu, o şaşaalı altın çağı ve trajik&lt;br /&gt;gerileyişini okudu.. Öğrendiği kendi tarihiydi; Amerika’daki baskılara karşı&lt;br /&gt;direnen Afrikalılar ailesinin tarihi.&lt;br /&gt;Araştırmacılar Jones ve&lt;br /&gt;Jeffries, "Kara Panterler Partisi”adlı kitapta (Baltimore: Black Classic Press,&lt;br /&gt;1998), bu örgütün güçlü etkilerini şöyle anlatıyor: Afro- Amerikan&lt;br /&gt;özgürlük mücadelesindeki sol örgüt olan Kara Panterler Partisi, tüm dünyadaki&lt;br /&gt;ezilenlerin hayallerine girdi. Örgütsel tarihi, 1966-1982 arasındaki 16 yıldı.&lt;br /&gt;Yeterince fark edilmemiştir; ancak bu parti, Siyah Özgürlük mücadelesini&lt;br /&gt;derinden etkileyen, zengin ve çok yönlü bir miras bıraktı. Kara Panterler’in bu&lt;br /&gt;mirası dört bileşenden oluşur: (1) Silahlı direnişin önemi, (2)&lt;br /&gt;toplumsal görev geleneği, (3) halkın kendi kaderini tayin hakkına bağlılık, (4)&lt;br /&gt;ezilen halklar için bir siyasi eylem modeli.&lt;br /&gt;Bu gerçeklik, nasıl olup&lt;br /&gt;da 20’li yaşlarına gelen bir genç adamın, gayet dürüstçe, "Siz çete falan&lt;br /&gt;mıydınız?” soruşuna dönüşür..&lt;br /&gt;Buysa sistemin tarzı, Kara Panterler’in -&lt;br /&gt;Siyah halkın geçmişini fıkra konusu yapan bu kafayı yemiş medya tarafından ancak&lt;br /&gt;kırıntılar halinde yansıtılan- radikal ve devrimci tarihi hakkında genç&lt;br /&gt;kafalarda uyanacak tek soru da bu olur elbet. Bir Amerikan televizyon ağının, o&lt;br /&gt;korkunç Köle Çağı hakkında komedi programları yaptığı bir zamanda, 1960’lı&lt;br /&gt;yılların devrimci hareketlerinin ne anlamı olabilir? Tarih, ezilen bir&lt;br /&gt;halk için çok önemli bir araçtır, bir halkı umutla donatabilir. Araştırmacı&lt;br /&gt;Farideh şöyle diyor: "belirli tarihi biçimlerinin ideolojik seferberliği&lt;br /&gt;bize, devrimcilerin ilerlemek için hangi kaynaklardan beslenmeleri gerektiği&lt;br /&gt;konusunda ipuçları vermiştir. En önemli kaynak, çatışma ve dışlanmanın&lt;br /&gt;‘tehlikeli hatıraları’ olduğu görülüyor. Bu hatıraların iki boyutu var: Çekilen&lt;br /&gt;acılar ile direniş ve umut. İlki, baskı ve acılarla dolu tarihin somut&lt;br /&gt;hatıralarıdır. Dolayısıyla geçmiş acılar, var olan ekonomik ve politik&lt;br /&gt;sistemlerin suçlanma nedenleridir. Öte yandan; direniş ve umut hatıraları,&lt;br /&gt;direnme ve özgürlük hakkında gerçek veya hayal edilen örnekler sunar. Bütün&lt;br /&gt;bunlar, değişimin mümkün olduğunun işaretleridir ve belirli tarihi koşullarda&lt;br /&gt;direnişin nasıl mümkün olacağını anlamak için sürekli tahkik&lt;br /&gt;edilirler...” "Hayır evlat. Kara Panterler çete değildi. Onlar senin böyle&lt;br /&gt;düşünmeni istiyorlar. Kara Panterler, ‘60’lı yıllar boyunca halkımızın hayatları&lt;br /&gt;ve insanca yaşama hakları için savaşan Siyah kız ve erkek kardeşlerimizin aktif&lt;br /&gt;bir grubuydu. Kendi tarihini öğren delikanlı. Öğren ki, senin gibi gençlere&lt;br /&gt;anlatasın. Anlat ki bu soruyu sen duymayasın.”&lt;br /&gt;[Çeviri: M. A]&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-7144660313262354159?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/7144660313262354159/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=7144660313262354159' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/7144660313262354159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/7144660313262354159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2007/11/kara-panterler-amerikada-baka-bir-dnya.html' title='Kara Panterler: Amerika’da Başka Bir Dünya Umudu'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RzXaI1d-MmI/AAAAAAAAAHk/nS4Z-CRlXdA/s72-c/kAra+panterler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-1224875255345189967</id><published>2007-09-26T18:55:00.001-07:00</published><updated>2011-04-02T08:58:30.375-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><title type='text'>SIFIR NOKTASINDA İNTİHAR KOMANDOLARI</title><content type='html'>&lt;em&gt;Tek güçleri olan hayatlarını ‘sıfır noktası’na atıyorlar. Ölmek için yaşıyorlar ve hayatlarını ölümleriyle ‘kutsuyorlar’. Farklı farklı isimlerle anılıyorlar; canlı bomba, intihar komandosu, intihar bombacısı, intihar eylemcisi, fedai, istişhad eylemcisi, intihar terörü.. Peki, ama kim bunlar? Sıradan insanlar mı yoksa psikopat, gözü dönmüş, sapık katiller mi?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127778003935216562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="210" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RymG7Suew7I/AAAAAAAAAGU/tS_hWJmWCS0/s400/intihar+komandosu+2.jpg" width="386" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mart ve Nisan ayları onlarca kişinin hayatını kaybettiği intihar eylemleriyle doluydu. Bağdat’ta Şiilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Şiilere yönelik saldırıların yanı sıra Musul’da Sünni Irak İslam Partisi'nin bürosu saldırıya uğradı. Nisan ayında Irak Parlamentosu’na yapılan bombalı saldırıda 3 milletvekili öldü ve 10 kişi yaralandı. Şiddetlenen mezhep çatışmalarında, Müslüman Müslüman’ı, kardeş kardeşi katlediyor. İhtilafı men eden dinin inananları, aynı topraklarda büyüyen insanlar patlattıkları bombalarla kendilerini, komşularını, akrabalarını, dindaşlarını öldürüyor. Şiiler ve Sünniler bombalı kemerler ve araçlar ile yerleşim merkezlerine, pazar yerlerine, karakollara, ABD askeri üslerine dalıyor. Öte taraftan Filistin’de canlı bombalar İsrail askerlerinin arasına dalmaya devam ediyor. Türkiye’de de kısa bir süre önce eylem hazırlığı öncesinde yakalandı eylemciler. Dünyanın çeşitli yerlerinde, çeşitli sebeplerle intihar saldırıları gerçekleştiriliyor. Gerçekleştirilen saldırıların amaç ve hedefleri değişse de sorunun kaynağı temelde aynı. Ortadoğu’da, İrlanda’da, Çeçenistan’da ve dünyanın diğer hassas noktalarında var olan sorunlar, şartlara göre tepki, savunma ve saldırma mekanizmalarını belirleyebiliyor.&lt;br /&gt;Kendisi ahlaki değerleri zorlayan savaş için uydurulan ‘savaş ahlakı’ kıyafeti, Batı’ya, ötekine yaşam hakkı tanımayan yönetimlere ve onların değerlerine birkaç beden bol geliyor ve bu kıyafet her gün onlarca insana kefen oluyor. İnsan ölümlerinin sayısı çok büyük rakamlarla anılmadığı sürece bir televizyonda, bir altyazı ya da gazetede küçük bir haberin satırları arasına sıkıştırılıyor. Onca insanın hayatı, gazete güzellerinin ve reklamların altında birkaç cümleyle geçiştiriliyor. Kimsenin ölmediği bir günün sıra dışı bir gün olduğu bölgelerde insanlar, artık ölmek için yaşıyor. Resmi kimliklerinin hanesinde ‘devlet’ yazan, kana susamış resmi kurumların zulümleri karşısında yine aynı kurumların boyunlarına astığı terörist yaftasıyla, tek güçleri olan hayatlarını ‘sıfır noktası’na atıyorlar. Ölmek için yaşadıkları hayatlarını ölümleriyle ‘kutsuyorlar’. Sıfır noktasında; ölümün ve yaşamın birbirine girdiği yerde “İnsanlar neden canlı bomba olur?” sorusu değil “Bu bölgede ‘kimler, niçin canlı bomba olmuyor?’” sorusunu sormak daha akılıca oluyor.&lt;br /&gt;11 Eylül saldırısından sonra Batı, merceğini her daim şüpheli paket olarak gördüğü Doğu’ya; Ortadoğu’ya, ‘bir hiç uğruna’ hayatlarını feda eden canlı bombalara doğrulttu. Bir insanın kendi canını feda etmesini açıklamakta güçlük çektiler. Antropologlar, kafa uzmanları, histerik vatandaşlarına istedikleri cevabı veremedi. Araştırmacıların, psikologların ‘başarısız’ eylemlerinin ardından hayatta kalan çok sayıda intihar komandosu ve aileleriyle yapılan görüşmeler; sosyal çevreleri, yaşantıları üzerine yapılan incelemeler ve istatistikler bu adamların şuurları yerinde, iyi eğitim almış, orta gelirli ailelerin çocukları olduğunu ortaya koymuştu. Psikopat, ruh hastası kişiler diye tanımlanırlarken ‘kafaları iyi’ insanlar olmadıkları anlaşıldı. Yani, Batı’nın matematiksel hesapları bir kez daha tökezlemişti.&lt;br /&gt;Farklı faklı isimlerle anılıyorlar: Canlı bomba, intihar komandosu, intihar bombacısı, intihar eylemcisi, fedai, istişhad eylemcisi, intihar terörü.. Peki, ama kim bunlar? Sıradan insanlar mı yoksa psikopat, gözü dönmüş, sapık katiller mi? Vahşi Batı ve sömürü zihniyeti, sebep olduğu intihar saldırılarını açıklamada sıkıntı çekiyordu. Her daim yaptıkları sığ kategorizasyonlarla yaklaşıyorlardı meseleye. Onca çocuğu katlettiklerinde düşünmezken intihar komandoları masum insanları öldürmeye başlayınca soru sormayı akıl ettiler.&lt;br /&gt;Bir insanın neden canlı bomba olmayı seçtiğinin cevabı bölgeye, inanca, dine, toplumsal koşullara, psikolojiye göre değişiyor. Bu sorunun tek bir cevabı yok. Her intihar saldırısının altında o saldırıyı ‘haklılaştıracak’ sebepler bulmak zor değil fakat bunların tamamının altı doldurulması zor. Kimi saf intikam duygusuyla, kimi toprak için, kimi din için, kimi adil düzen için gerçekleştiriliyor. Kimi umutsuzluktan, kimi umutsuzluğu umuda dönüştürme isteğinden kaynaklanıyor. Askeri karargahları hedef alanları var; yerleşim merkezlerinde gerçekleştirilenleri, sivillerin ölmesine sebep olan var; kimisi devlet başkanlarına yönelik gerçekleştiriliyor, kimisi askeri karargahlara... Tek bir neden, tek bir amaç yok.&lt;br /&gt;İntihar komandosu tabiri “radikal İslam” ile özdeşleşmiş olsa da farklı inançlardan kişilerin hatta bir dine tabii olmayanların intihar eylemlerine giriştiği vaki. Dünya’da en fazla intihar saldırısı düzenleyen Sri Lanka’daki Marksist Tamil Kaplanları ya da zaman zaman intihar saldırılarıyla adını duyuran PKK dini temeli olmayan örgütlere örnek olarak verilebilir..&lt;br /&gt;Saldırılar dinsel kaynaklı olsa dahi temelinde bir ulus yaratma çabası yatar. ABD işgalinden sonra Irak’ta, Filistin mücadelesinde, Sri Lanka’da ya da Türkiye’de PKK eylemlerinin altında bir ulus yaratma çabası vardır.&lt;br /&gt;Ortadoğu’da, Müslüman ülkelerde başta din olmak üzere çeşitli sebeplerden dolayı bu tür eylemlerin sıkça olduğunu görüyoruz. Dikkat çekici olan şey, Marksist Tamil Kaplanları ve PKK’nın intihar eylemlerinde Ortadoğu’daki İslamcı örgütlerini model almalarıdır. Düğümü çözdüğümüzde ipin ucunun bir şekilde İslamcı örgütlere uzandığını görüyoruz. İlk intihar eylemcileri olarak kabul edilenler hançerli fedailerin suikastlerini din uğruna işledikleri tarihe not edilmiştir..&lt;br /&gt;HANGİ ŞEHADET?&lt;br /&gt;Batı literatüründe şahadet ve şehitlik kavramı, Doğu’nun sözlüklerinde durduğu gibi durmuyor. Arapça kökenli olan ‘şehid’ ve ‘şehadet’ kelimeleri Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “Kutsal bir ülkü ve inanç uğrunda ölen kimse.” olarak tanımlanıyor. Kuran’da, Al-i İmran suresinde “Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma sakın. Onlar diridirler. Rableri katında rızıklandırılıyorlar” deniyor. İslamla ilgisi olmayan örgütlerin de kullandığı “Şehitler ölmez” sloganının kaynağı da söz konusu ayet olduğunu söylemek mümkündür. Bu ayetin işaret ettiği sonsuz saadet, Kuran’ın çeşitli yerlerinde farklı şekillerde müjdelenir. İslam’da şehitlik konusunda Kuran ölçü alındığında durum net. İntihar saldırılarından bahsettiğimizde Kuran’da bunu doğrulayan bir ifade bulamıyoruz. Mezhepler ve cemaatlere geldiğinde intihar saldırısına dair ihtilaflar başlıyor. Farklı mezheplere tabi olanların birbirlerine karşı intihar saldırıları düzenlemesi de meseleyi çatallaştıran şeylerden bir tanesi.&lt;br /&gt;“İntihar saldırısı dinen yasaklanmıştır.” ve “ Bu saldırılar cihadın bir parçasıdır” diyen iki görüş var. İntihar komandosu olmanın dinen haram olduğunu savunanlar, delil olarak Kuran’daki intiharı yasaklayan ayetleri ve saldırılarda sivillerin ölmesinden dolayı “masum bir insanı öldürmenin insanlığı öldürmekle eşdeğer” olduğunu söyleyen öğretiyi öne sürerler. Canlı bomba olmanın caiz olduğuna dair fetvalar verenler ise öncelikle “intihar komandosu/saldırganı” tabirini reddederler. Bu düşünceye göre canlı bombanın yaptığı şey intihar değildir; çünkü &lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RymI4iuew9I/AAAAAAAAAGk/NWdGfRPw25c/s1600-h/ortadogu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127780155713831890" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RymI4iuew9I/AAAAAAAAAGk/NWdGfRPw25c/s400/ortadogu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;intihar, dünyevi sorunların karşısındaki çaresizliğin sonucudur.. İntihar saldırısını gerçekleştiren kişi, şehit olacağına ve cennetteki yerini garantiye alacağına inanır. Canlı bomba olmanın ‘intihar’ kavramıyla uyuşmadığına; intiharın öte taraftaki karşılığı ağır bir ceza iken yaptıkları şeyin karşılığının büyük bir ödül olduğuna iman eder. “Canlı bomba olmak, onlar için kılıcını çekip düşman ordusunun içine dalmaktan pek farklı değildir; değişen sadece savaş aletleri ve taktikleridir..”&lt;br /&gt;Eylemi cihadın bir parçası sayan görüş, intihar eyleminin dinen yasaklandığını söyleyen görüşü Amerikancı, ılımlı İslamcı olarak nitelendirir kimi zaman. İntihar eylemini dinen kutsallaştıran ve cennetle müjdeleyen düşünce, temel olarak Kuran dışı öğretiye dayanan, İslamcı fıkıhçıların fetvalarıyla beslenir. Elbette bu fetvalara karşı olan bir fetva kurulu da kendi söylediklerini bir takım hadislerle ‘doğrular’. Kaynak olarak hadisi kullanan bu düşüncelerin yanı sıra Şiiliği, Sünniliği ve diğer mezheplerin tamamını reddeden, ikisinden de farklı bir yerde duran bir görüş daha var. Bu görüş, Kuran dışı öğretinin (hadis, sünnet) imkansızlığını savunur ve şüphesiz olan Kuran’ın tek kaynak olabileceğini söyler; çünkü peygamberin sözleri ve eylemleri olarak rivayet edilenler şüphelidir, Peygambere ait olmayan uydurulmuş sözlerdir ve kaynak değeri taşımamaktadır. Bu Müslüman bakışı, intihar saldırısının dinen yasaklandığını söyleyen diğer görüşle aynı gibi dursa da farklı bir yerde durur. Çünkü bu inanç, ölçü olarak sadece korunmuş olan Kuran’ı alır ve Kuran’da bu durumda zalimlerin karşında zayıf olan Müslüman için emredilenler farklıdır. Buna göre “İnsanlar mezhepler için, toprak için birbirlerini öldürdüklerinden eylemleri din ile, Allah ile, şehitlik ile ilgili olmadığından Allah tarafından onaylanmaz. Zalim olanlar masumları öldürüyorsa Müslüman zalimlerden olamaz.”&lt;br /&gt;Saldırılarda sivillerin de hayatını kaybetmesi meselenin diğer önemli boyutu. Sivillerden ölen saldırganın safından ise şehit kabul edilir. Hayatını kaybeden sivil kişiler düşmanın safındaysa şayet, “sivilin ait olduğu yönetimler yıllarca saldırganın saflarındaki sivilleri katlettiğinden, onlara zulmettiğinden” ortada bir kısas vardır ve dolayısıyla saldırının “bir sakıncası yoktur.”&lt;br /&gt;Eylemleri gerçekleştirenlerden biri ile yapılan mülakatta saldırılarda masum çocukların ölümü sorulduğunda eylemci şöyle cevap veriyor: “Aslında kafir çocuklarının ölümü onlar için daha hayırlı. Anne-babaları gibi günahkar olmadan, masum bir şekilde cennete gidiyorlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;Ölçü olarak sadece Kuran’ı alan ve kendisini etiketsiz Müslüman olarak&lt;br /&gt;tanımlayan çok az kişiden biri olan Musa Karaaslan konuyla ilgili sorularımıza&lt;br /&gt;şöyle cevap veriyor:&lt;br /&gt;“Allah’ın meleklere secde ettirdiği varlık olan insan&lt;br /&gt;değerlidir. Allah, haksız yere cana kıymayı men eder. Zalim Firavun’a karşı&lt;br /&gt;Allah Musa’ya şöyle der: “git ona güzel bir şekilde anlat, umurlur ki iman&lt;br /&gt;eder.” Ayrıca Allah, Kuran’da insanın canına kıymasını men ediyor. (Kendi&lt;br /&gt;canlarınıza kıymayın/intihar etmeyin. Nisa 29 ) Kuran’da intihar saldırılarını&lt;br /&gt;doğrulayacak bir şey yok. Bugün, Filistin’in vermiş olduğu mücadele toprak&lt;br /&gt;mücadelesidir. Salt toprak için verilen mücadeleyi Allah desteklemez. Eğer onlar&lt;br /&gt;gerçekten Allah yolunda savaşıyor olsalardı sayılarına, güçsüzlüğüne rağmen&lt;br /&gt;onlar galip geleceklerdi. Müslümanlar için Kudüs ve Kabe değerliyse onu da Allah&lt;br /&gt;muhafaza edecektir. Allah, Kudüs’ü ebabil kuşları ile muhafaza etmişti ve yine&lt;br /&gt;edecektir. Müslüman kişi intihar bombacısı olamaz. Allah bunu emretmiyor.&lt;br /&gt;Irak’taki, Mısır’daki, Filistin’deki mücadeleler Allah’ın dini için yapılıyor&lt;br /&gt;gibi görünse de değildir. Filistin meselesine gelince; Müslüman’ın da Yahudi’nin&lt;br /&gt;de o topraklarda yaşamaya hakkı var. Kuran’da 60. surenin 8 ve 9. ayetleri bunu&lt;br /&gt;emrediyor.” Mümtehine(60) suresi 8. ve 9. ayetlerin çevirisi şöyle: “Allah sizi,&lt;br /&gt;din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere&lt;br /&gt;iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta&lt;br /&gt;tutanları sever. Allah sizi; ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi&lt;br /&gt;yurtlarınızdan çıkaran, çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan&lt;br /&gt;yasaklar. Böyleleriyle dost olanlar, zalimlerin ta kendileridir.”&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;-&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman olmayan grupların saldırıları da başka bir şehitlik anlayışıyla motive edilir. Din ile kutsallaştırılan ölüm, Müslüman olmayan gruplarda toprak, ulus ve idealizm ile kutsallaştırılır ve kutsallaştırılan şey uğrunda ölünmeye değer hale gelir. Din dışı örgütlenmelerde ölümden sonraki yaşamla kutsallaştırılmasıyla benzeşir bir noktada. İntihar saldırıları gerçekleştirilen Komünist örgütlerde de yoksul, ezilen, baskı altındaki halkların mücadelesi tüm dünya halkları için mücadele demektir.&lt;br /&gt;Komünist eylemcilerde de pan-islamist örneğe benzer bir durum vardır. Din ile “kan kardeş” olan Müslümanlar, dünyanın öte tarafındaki kardeşini savunmaya gidip ölebilir; çünkü ‘dava tektir’. Yapılan cihad çağrısı tüm Müslümanlara yapılmış demektir. Pan-islamist/ümmetçi hareket, kendi topraklarında mücadele veren yerel Müslüman örgütlerden farklı olarak örgütlenen El-Kaide’de görülmektedir mesela. “El-Kaide kökenli x örgütü” tanımı da bu durum ile ilişkilidir. El-Kaide’de Müslüman uluslar bir olup uluslararası bir mücadele verirler. Ezilen Müslüman halklar için mücadele esastır. Bu uluslararası mücadele, Ortadoğu’daki karmaşanın nedeni olan ülkelere, bilhassa “büyük şeytan” ABD’ye karşı yürütülür.&lt;br /&gt;Filistin, Keşmir ya da Çeçenlerin durumunu televizyonlardan izleyen dünyadaki diğer İslamcılar, oradaki mücadeleyi kendi mücadeleleri olarak benimseyip İslam’ın kardeş kıldığı bu savaşçılarla beraber savaşmalarına neden oluyor. Filistin mücadelesinde Kudüs, Müslümanlar için kutsal kabul edildiğinden Filistin’in ulusal mücadelesi pan-islamist bir hareket kazanmıştır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İNTİHAR KOMANDOSUNUN PROFİLİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;İntihar komandosunun ‘uçlarda dolaşan’ karaktere sahip ya da ‘travmatik kişiler’ oldukları genellemesinin yanlış olduğu, farklı araştırmacılar tarafından ortaya kondu. Bu tip genellemeler, eylemcinin intihar (suicide) bombacısı/saldırganı/eylemcisi olarak ele alınmasından kaynaklanıyor. Analize ‘intihar’ kelimesinden başlandığından yanlış bir sonuca varılıyor. Oysaki genel anlamda; bilhassa Ortadoğu modelini ele alıp incelediğimizde –dinsel öğretinin tümü bunu kabul etmese de- ‘intihar saldırısı’, ‘dünyevi intihar’ın karşı kıyısında duruyor. Bu noktada işin içine toplumsal koşullar ve inanç devreye giriyor. Kitabî dinlerin yasakladığı intihar, bu durumda ‘ödülü olan’ bir eyleme dönüşüyor. Bu yüzden bir ‘intihar öncesi sendrom’ arama çabaları çoğunlukla çıkmaz sokağa çıkıyor.&lt;br /&gt;Araştırmacı Scott Artan’ın, hayatta kalan 250 bombacıyla görüşen Amerikalı ekonomist Alan Krueger’ın, 50'nin üzerinde canlı bombanın sosyal çevresini araştıran Tel Aviv Üniversitesi'nde görevli İsrailli psikolog Ariel Merari’nin ve hayatta kalan 250 civarında bombacı ve bombacıların aile üyeleri ile görüşen Pakistanlı Nasra Hassan’ın vardığı sonuçlar birbiriyle örtüşüyor. Eylemciler, eğitimli, kültürlü, eleştirel zekâya sahip kişiler.&lt;br /&gt;Filistin’de II. İntifada’dan -87 intihar komandosuna dayanarak- elde edilen istatistiklere göre, saldırganların yaşları 17-53 arasında (çoğunluğu 22 yaşında); % 38’i 12 yıllık eğitimini tamamlamış; % 28’i lise düzeyinde eğitimini tamamlamamış. Orta düzeyde geliri olan ailelerden geliyorlar; % 81’inin 6 ya da daha fazla kardeşi var ve büyük bir çoğunluğunu bekâr erkekler oluşturuyor. Yüzdeler, yıllara, örgüte, ülkeye göre -aşağı-yukarı oynasa da- aynı şeyi işaret ediyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HAZIRLIK, MOTİVASYON&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Düşmanın gücüne sahip olmayan eylemci, intihar saldırısını bir kurtuluş olarak görüyor. Karşısındaki büyük düşmanın silahlarıyla teknik olarak mücadele edemeyen bu insanlar güçsüzlüklerini hayatlarıyla ‘avantaj’a dönüştürüyorlar. “Bir taşla birden fazla kuş” vurup şahadetle cennetin vaat edilen topraklarına bilet aldıklarına inanıyorlar.&lt;br /&gt;İntihar saldırısının tercih sebepleri yalnız bunlar değil. Askeri açıdan da ‘avantajlı’ bir metoddur intihar saldırısı; çünkü saldırının önceden kestirilmesi zor ve daha da önemlisi de saldırgan ardından sağlam bir ipucu bırakmıyor. İsim yok, arkadaş yok, itiraf yok; geride sadece bombacının parçalanmış cesedi kalıyor..&lt;br /&gt;Haşhaşın keyif verici etkisiyle yapay bir cennette kısa süreli turlar atan Haşhaşilerin, ‘gerçek cennet’in yolunu tutmak üzere ‘sahtekâr’ Müslümanlara ve Hristiyanlara aynı ‘keyifli’ kafa ile saldırdıkları söyleniyor. İdam cezasının uygulandığı kimi yerlerde idam öncesinde infaz edilecek kişinin acı hissetmemesi için ilaç verildiği biliniyor.. Kimi canlı bombalar sakinleştirici ilaçlar alırken çoğunluğu ölüme şuurlu gidiyor. Müslüman örgütlerde hazırlık aşamasında Kuran’dan cihad ve şehadet ayetleri okunuyor ya da dinleniyor. Son ibadetler yapılıyor ve ‘veda namazı’ kılınıyor, kasede ses kaydı yapılıyor, şartlar müsaitse canlı bombanın video kamerayla görüntüleri alınıyor. Bu görüntüler ‘şehid adayları’ için bir motivasyon aracı oluyor.&lt;br /&gt;İki çocuğunu gönüllü ölüm yolculuğuna uğurlayan, iki çocuğu da İsrail askerleri tarafından öldürülen Um Nidal Meryem isimli Filistinli anne, 2002 yılının Şubat ayında gönüllü ölüm yolculuğuna çıkan 19 yaşındaki oğlu Muhammed için Vakit gazetesine şunları söylüyor:&lt;br /&gt;''İnanın 1 ay boyunca Muhammed'e her bakışımda göz yaşlarımı tutamadım. Her gece bir bebek gibi oğlumu sevdim. Şehadet günü yaklaştıkça yüzü nur gibi parlıyordu. Anneler geceleri çocuklarının üstlerinin açılıp üşümelerine bile tahammül edemezler. Fakat Filistin'in anneleri çocuklarını ölüme uğurluyorlar. Çok acılar çekiyoruz, yüreklerimiz yanıyor. Fakat İslâm'ın zaferi ve Filistin'in bağımsızlığı için bu acılara katlanmalıyız. Oğluma şehid olmadan önce 'Kur'an'dan sureler okumayı unutma. Düşmanla karşılaştığında mutlaka Allah'ı hatırla. İsraillilere saldıracağın zaman sakın tereddüt etme; onlara en güçlü darbeyi vur. Peygamberimiz cennette seni karşıladığında ona bizlerin selamını ilet. Diğer oğullarım gibi seni de Allah'a adıyorum. Sana olan bütün haklarım helal olsun. Sen de bana hakkını helal et. Allah sana başarı nasip etsin, sana şehitlik makamını bahşetsin’ diye tavsiyelerde bulundum'' &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MODELLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İntihar saldırılarında temel birkaç ‘model’ var. Bunlar temel olarak Çeçenistan, Sri Lanka, Türkiye, Ortadoğu modelleri diye incelenebilir. Elbette bu modellerden en mühim olanı “Ortadoğu modeli”.. Bu model de kendi içinde Irak, İran, Lübnan, Filistin diye kollara ayrılıyor. Bazı eylemler dışında hepsinde motivasyon (şehadet kavramı) aynıyken amaçta/hedefte farklılıklar görülüyor.. Bir yerde işgale karşı hareket varken, diğer tarafta “küresel cihad”, öte tarafta “sapık Müslümanlar”a karşı Müslüman eylemleri vardır. Hizbullah, Hamas, Mısır kökenli &lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RymHTiuew8I/AAAAAAAAAGc/KhYn4NbwVVA/s1600-h/intihar+komandosu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127778420547044290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RymHTiuew8I/AAAAAAAAAGc/KhYn4NbwVVA/s400/intihar+komandosu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;örgütler, (Filistin) İslami Cihat, (Cezayir) Silahlı İslami Cephe, El-Emel, El-Kaide, radikal Sihler, Tamil Ealam Özgürlük Kaplanları, Halkçı Cephe, Aksa Şehitleri Tugayı, İslam adına bu eylemleri uygulayan örgütler..&lt;br /&gt;Türkiye’de intihar saldırısı PKK’nın 1996’da başlayan ve 1998’den sonra azalan saldırılarıyla anılmaya başlandı. İstanbul’daki iki sinagoga, HSBC bankası ile İngiltere Konsolosluğuna bomba yüklü araçlarla gerçekleştirilen saldırılar, DHKP-C’nin ve El Kaide’ye bağlı örgütlerin teşebbüsleri ve gerçekleştirmiş oldukları eylemler Türkiye cephesindeki hadiseler..&lt;br /&gt;PKK’nın adı dünyadaki intihar eylemleri listesinde ‘önemli bir yerde’ duruyor. Örgütün kadın eylemcilerin sayısı dikkat çekiyor. PKK’nın ilk intihar eylemini gerçekleştiren de bir kadın.&lt;br /&gt;Abdullah ÖCALAN, intihar eylemlerinin başladığı tarih olan 1996’da Serxwebun (Başkaldırı) dergisinde şöyle diyor: "Kentlere ineceğiz, Kentte çatışmalar başlayacaktır. Neye mal olursa olsun bir otobüse binmek zor değildir... Bir uçağa binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var."&lt;br /&gt;Bu eylem tipi son dönemlerde seyrek görülmeye başlandı. Eylemciler de çoğu zaman eylem hazırlığındayken yakalandıklarına dair haberler okuyoruz.&lt;br /&gt;Hindistan ve Pakistan politikaları arasına sıkışmış Sri Lanka’nın bağımsızlığını kazanmasının ardından yaşadığı karmaşa ve iç savaşların yarattığı; sömürülen, baskı altında yaşayan Tamil halkının bağımsızlığı için Mücadele veren Tamil Ealam Özgürlük Kaplanları (Liberation Tigers of Tamil Eelam) intihar saldırıları denince ilk akla gelen örgütlerden. Verdikleri mücadelede intihar saldırılarına sıkça başvuran hatta en çok intihar saldırısı düzenleyen örgüt olarak biliniyorlar. Ortadoğu’daki intihar eylemlerini model alan Marksist örgüt bugün eylemlerde sık olarak kullanılan bomba kemerlerini ilk kullanan örgüttür. Kadın canlı bombaları en çok kullanan örgütlerden biri olan Tamil Kaplanları, bir dönem sadece devlet başkanlarına saldırılar düzenlemişlerdir. Devlet başkanlarına düzenledikleri saldırılarda ‘başarısız’ olan girişimleri olsa da 1991’de Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi’yi, 1993 yılında da Sri Lanka Cumhurbaşkanı Ranasinghe Premadasa’yı intihar saldırısıyla öldürmüşlerdir. 1980’lerin sonunda başlayan intihar eylemlerine 2002-2003 yılları arasında ara veren Tamil Kaplanları, eylemlerine bu yıl da devam ediyor.&lt;br /&gt;İran’da modern anlamda intihar saldırılarında diğerlerinden farklı bir yerde durmaktadır. İran’da intihar saldırıları Şah’ın devrilmesinin ardından devrimin iç ve dış düşmanlara karşı muhafazasıyla ilintilidir. Ulusun muhafazasının ardından Müslüman kardeşlerinin savunması için uluslararası eylem gelir.&lt;br /&gt;Irak’taki intihar saldırıları ABD’nin 2003 yılındaki işgali sonrasında başlamıştır. İşgal öncesinde Irak’ta intihar saldırılarına rastlanmazken işgalin ilk yılı 20 saldırı gerçekleşmiş, 2004, 2005 ve 2006’da bu sayı artmıştır. 2007’de, bilhassa Bağdat ve Musul’da çok sayıda eylem gerçekleştirildi. Saldırılar, ABD karargâhlarında, Şiilerin ya da Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde gerçekleştiriliyor.&lt;br /&gt;Kimi kaynaklara göre ‘ilk modern intihar eylemi’nin gerçekleştiği yerdir Lübnan. 1983 yılında İsrail ve Batılı ülkelerin işgali altında bulunan Lübnan’da, Beyrut’taki Amerikan büyükelçiliğine yapılan saldırı, o dönemlerde pek tanınmayan Hizbullah tarafından gerçekleştirildi. Hizbullah’a ün kazandıran bu eylem, Ortadoğu’daki örgütler ve Sri Lanka’daki Tamil Ealam Özgürlük Kaplanları’na ‘ilham’ vermiştir. Lübnan’da intihar eylemleri işgalin sonucudur. İşgal altındaki Lübnan’da saldırılar ABD, Fransa ve İsrail’e yönelik olmuştur. Hristiyan-Müslüman yönetimindeki Lübnan’da işgale karşı Müslüman, Hristiyan ve Komünist hareketler intihar saldırıları düzenlemişlerdi. İşgale karşı yapılan ilk intihar saldırılarının önemli bir bölümünü Komünist gruplar gerçekleştirmiştir.&lt;br /&gt;İsrail kaynaklarında ilk Filistin canlı bomba saldırısı 16 Nisan 1993’te yapılan araçlı saldırıdır.. İkinci intifada ile İsrail zulmü arttıkça intihar saldırıları artmıştır. El Fetih ulus mücadelesinde başarısız olunca bayrağı İslami Cihad ile Hamas devralmıştır. Bugün intihar saldırıları Filistin’deki örgütlerle anılır olmuştur.&lt;br /&gt;Kuveyt, Hindistan, Mısır ve Cezayir’deki örgütler de 1-2 eylemle intihar saldırıları listesinde yer almışlardır. Rusya’da ise Rus ordusunun tüm Çeçenleri hedef almaya başlamasından sonra intihar saldırıları başlamıştır. Çeçenlerin intihar saldırılarında eşleri Rus askerlerince öldürülen, tecavüze uğrayan Çeçen kadınların isimleri önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;Uzun yıllar silahlı mücadele içerisinde olan IRA’nın 1981 yılındaki açlık grevindeki militanların intiharları ve başka intihar eylemleri olsa da ‘canlı bomba’ modeliyle intihar eylemine girişmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KADIN BOMBACILAR:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kadın bombacılar her örgütte var olmayan eylemcilerdir. Bazı örgütlerin ise ilk intihar komandoları kadınlardır. İslamcı örgütlerin kiminde kadının rolü buna müsaade etmezken&lt;br /&gt;kimilerinde kadınlar önemli bir rol üstlenir.&lt;br /&gt;Cihad eyleminin ailevi bir mesele haline geldiği, yani sıkıntılar Müslüman toplumu ve aileyi tehdit etmeye başladığı, çocuk yaşta silah ile tanışılan toplumda kadın da eylemci olur ya da evletlarını buna hazırlar. Varolan düzenin muhafazasını şiar edinmiş toplumlarda kadın bombacılara rastlanmazken baskıların ailenin tüm bireylerini tehdit ettiği yerlerde kadın bombacılar ön saflardadır.&lt;br /&gt;Özel olarak eğitilmiş kadın intihar komandoları kıyafetlerinden dolayı fark edilmeden eylemlerini gerçekleştirebiliyorlar. PKK ve Tamil gerillalarının intihar komandoları arasında yüzdeye vurulduğunda diğer örgütlerin pek çoğundan daha fazla kadın intihar komandosuna sahip oldukları görülüyor.&lt;br /&gt;Kadın intihar komandolarının eylemlerinden bazıları:&lt;br /&gt;2 Ekim 1999 yılından bu yana Çeçenistan'ı işgal eden Ruslar da kadın intiharcıların gerçekleştirdiği eylemlerden nasibini aldı. Aslında 1990'lı yılların başlarında Rus yönetimine karşı artan isyan hareketine rağmen, Çeçen intihar bombacısı yoktu. 2002’de Moskova'nın Dubrovka Tiyatrosu'nu basan yaklaşık 40 Çeçen savaşçının arasında üzerlerine bombaları sarmış Çeçen kadınlar da vardı. Anlaşmaya uymamamalrı halinde üzerlerindeki bombaları patlatma tehdidinde bulunan Çeçenlerle anlaşma yoluna gitmeyen hükümet, tiyatro salonuna zehirli gaz vererek eylemcilerle birlikte 129 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştu.&lt;br /&gt;27 Ocak 2002’de Kudüs’te Kızılhaç’ta hemşirelik yapan Vefa İdris isminde Filistinli bir hemşire kendisini havaya uçurdu.. Dindar olmadığından başörtülü olmayan Vefa İdris’in ailesi, Vefa’nın hiçbir örgütle bağı olmadığını söylüyor. İsrail askerlerinin vurduğu Filistinlilerin tedavi edildiği hastanede gönüllü hemşirelik yapan Vefa, muhtemelen her gün gördüğü Filistinli ölü ve yaralıların manzarasına ve onca zulme dayanamayarak “Filistin’in ilk kadın intihar saldırganı” olarak tarihteki yerini aldı.&lt;br /&gt;Ayatul Ahres isimli Filistinli genç bir kız 2002’nin Mart ayında Batı Beytul Mukaddes’de kendini patlattı.. Filistin’de “Filistin’in gelini” olarak anılan genç kız eylemden önce şöyle demiş: ''Topraklarımız Siyonistler tarafından işgal edildiği günden beri artık eğlenmeyi unuttuk. Kurtuluşa erene, işgal altındaki Kudüs kurtulana kadar savaşacağız. Şehadet eylemlerimiz, kesinlikle bir terör eylemi değil, kendimizi müdafaa hakkımızdır.''&lt;br /&gt;İsrail’in Sabra ve Şatila kamplarındaki 991 kişiyi katletmesinin ardından 17 yaşındaki Sena Haydali isimli Filistinli bir kız, üzerine bağladığı bombalarla Güney Lübnan'daki İsrail karargâhına dalarak çok sayıda İsrail askerini öldürdü.&lt;br /&gt;ABD’nin 2003 yılında Irak'ı işgalinin ardından kadın intihar komandolarının sayısı arttı. Özellikle Bağdat ve Musul'da gerçekleştirilen eylemlerde askerlerin yanı sıra çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Irak’ta 9 Kasım 2002’de 38 yaşındaki Muriel Degauque isimli Belçikalı bir kadın, 5 Iraklı polisin ölümüne yol açacak intihar saldırısında bulundu. Muriel Degauque’nin hikayesi de oldukça enteresan; Müslüman olduktan sonra Irak’a gidiyor ve ‘Hristiyanlıktan dönen ilk kadın intihar komandosu’ olarak tarihe geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;strong&gt;Önemli intihar saldırılarından bazıları :&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;11 Kasım 1982: 17&lt;br /&gt;yaşında Lübnanlı bir genç kız, Güney Lübnan'da, Sur kentindeki İsrail işgal&lt;br /&gt;kuvvetlerinin ana karargâhına intihar saldırısı düzenledi. Sekiz Katlı bina&lt;br /&gt;çöktü, 89 kişi öldü.&lt;br /&gt;18 Nisan 1983: Lübnan’ın Beyrut Kenti´nde ABD&lt;br /&gt;Büyükelçiliği´ne bir otomobille intihar saldırısı düzenlendi, 17’si Amerikalı 63&lt;br /&gt;kişi öldü. Beyrut'taki ABD elçiliğine intihar saldırısında 17 Amerikalı öldü.&lt;br /&gt;23 Ekim 1983: Beyrut´ta patlayıcı yüklü kamyon, işgalci ülkelerin&lt;br /&gt;kışlasındaki binalardan birini havaya uçurdu. 241 Amerikalı denizci ve 58&lt;br /&gt;Fransız asker öldü.&lt;br /&gt;21 Mayıs 1991: Tamil militanı Hintli bir genç kız,&lt;br /&gt;Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi'ye yaklaşıp; elini öpmek için eğildi ve&lt;br /&gt;üzerindeki bombayı patlatarak 18 kişiyi havaya uçurdu.&lt;br /&gt;1 Mayıs 1993: Sri&lt;br /&gt;Lanka Devlet Başkanı Ranasinghe Premadasa ve 23 kişi Tamil Kaplanları’nın&lt;br /&gt;saldırısıyla hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;11 Eylül 2001: Tarihin seyrini değiştirecek&lt;br /&gt;bir saldırı oldu; iki uçak Dünya Ticaret Merkezi'ne çarptı, ardından bir diğer&lt;br /&gt;uçak da ABD Savunma Bakanlığı binasına çarptı ve binlerce kişi öldü.&lt;br /&gt;13&lt;br /&gt;Aralık 2001: Keşmirli isyancıların Hindistan Parlamentosuna saldırısı.&lt;br /&gt;9&lt;br /&gt;Ağustos 2001: Kudüs'te bir pizza salonunda meydana gelen intihar saldırısında 15&lt;br /&gt;kişi öldü, 90 kişi yaralandı.&lt;br /&gt;1 Haziran 2001: Tel Aviv'deki bir gece&lt;br /&gt;kulübünde meydana gelen intihar saldırısında 21 kişi öldü.&lt;br /&gt;15-20 Kasım 2003:&lt;br /&gt;İstanbul HSBC Bankası çalışanları ve İngiltere'nin İstanbul Baş Konsolosu'nun da&lt;br /&gt;yer aldığı 62 kişi yaşamını yitirdi.&lt;br /&gt;27 Ekim 2003: Bağdat'ta Uluslararası&lt;br /&gt;Kızılhaç Örgütü'ne ve 4 polis karakoluna yönelik intihar saldırıları yapıldı, 43&lt;br /&gt;kişi öldü, 200'den fazla kişi yaralandı.&lt;br /&gt;11 Haziran 2003: Kudüs’ün&lt;br /&gt;merkezinde düzenlenen intihar saldırısında 17 kişi öldü, 65 kişi yaralandı.&lt;br /&gt;19 Ağustos 2003: Bağdat'taki BM merkezine intihar saldırısı düzenlendi, BM&lt;br /&gt;temsilcisi Sergio Vieira de Mello dahil olmak üzere 22 kişi öldü, 100 kadar kişi&lt;br /&gt;yaralandı.&lt;br /&gt;1 Şubat 2004: Erbil kentinde Irak Kürdistan Demokrat Partisi ile&lt;br /&gt;Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği bürolarına düzenlenen saldırıda 100'ün&lt;br /&gt;üzerinde insan öldü.&lt;br /&gt;7 Mart 2007: Bağdat’ta iki intihar bombacısı&lt;br /&gt;üzerlerindeki bombayı patlatmasıyla Kerbela’ya giden Şii hacılardan 115’i&lt;br /&gt;hayatını kaybetti, 117 kişi de yaralandı.&lt;br /&gt;12 Nisan 2007: Irak&lt;br /&gt;parlamentosunun lokantasına yapılan saldırıda 3 milletvekili öldü, aralarında&lt;br /&gt;milletvekillerinin de bulunduğu 10 kişi yaralandı.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;[yeniHarman]&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-1224875255345189967?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/1224875255345189967/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=1224875255345189967' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/1224875255345189967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/1224875255345189967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2007/09/sifir-noktasinda-intihar-komandolari.html' title='SIFIR NOKTASINDA İNTİHAR KOMANDOLARI'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/RymG7Suew7I/AAAAAAAAAGU/tS_hWJmWCS0/s72-c/intihar+komandosu+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4546083672810783469.post-2990324077118977769</id><published>2007-09-26T18:27:00.000-07:00</published><updated>2010-10-30T16:59:58.682-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Röportaj'/><title type='text'>La Rage Du Peuple [Röportaj]</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl34iuewsI/AAAAAAAAAEE/dWSe40JORy0/s1600-h/la+rage+du+peuple+logo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127761464016159426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl34iuewsI/AAAAAAAAAEE/dWSe40JORy0/s400/la+rage+du+peuple+logo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALKLARIN İSYANI! La Rage Du Peuple&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Mesud ATA [yeniHARMAN]&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;2005 yılında Paris ile birlikte dünyayı saran ‘o’ ateşi yakanlarla konuştuk.&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Yıl: 1996:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"her şey bir rüzgara bakıyor ağabey &lt;/div&gt;&lt;div&gt;bakma esrar çekip mayıştıklarına &lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir gün var ya bu Mağribli çocuklar &lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir gün yakacaklar Paris'i "&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hakan Albayrak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıl: 2005:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;'O' rüzgar esti ve Mağribiler (Kuzey Afrikalı) Paris'i ateşe verdi. Paris varoşlarındaki kıvılcım Fransa'yı dumana boğdu. İki göçmenin ölümünün ardından başlayan isyanda dumanların ardından görünen Fransa o gün ne Mine G. Kırıkkanat'ın ne de isyancılardan "hergele takımı" diye bahseden Hadi Uluengin'in Fransa'sıydı. Kendilerine yapılan muamelelere dur demek isteyen Afrikalı göçmenler ayağa kalkmıştı. &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl1_yuewqI/AAAAAAAAAD0/blk5s7_UWDw/s1600-h/paris+varoslarinda+isyan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127759389546955426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl1_yuewqI/AAAAAAAAAD0/blk5s7_UWDw/s400/paris+varoslarinda+isyan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte Afrika'yı sömüren ve şimdi de Afrikalı göçmenlere insan gibi muamele etmekten kaçınan Fransa hükümeti, göçmenlerden şikayetçi olduğunu söylüyor ve sorunlara çözüm bulmaya yanaşmıyor. Meselenin çözümüne yönelik çaba sarf etmesi gerekenler, isyancılara "bir avuç çapulcu" deyip meseleyi geçiştiriyor. O gün yanan ateşten, öfkeden ders almadılar, almıyorlar. Her zaman olduğu gibi meseleyi unutuyorlar, unutturuyorlar. Ama ne o yangın unutulacak ne de bu öfke bitecek gibi görünüyor. Halkların kanlarıyla dolu bir kokteylin fitili her an yeniden ateşlenebilir.&lt;br /&gt;Fransa'da bir grup adam 'La rage du Peuple'ı (Halkların Öfkesi) isimli bir organizasyonla bir araya gelip bir birlik oluşturmaya çalışıyor. Sadece göçmenlerin sorunlarına değil, dünyada kapitalist düzenin ezdiği tüm halkların sorunlarına çözüm arıyorlar. Tarihin sonu, diyenlere “Berlin Duvarı’nın sonu geldiğinde bazıları 'tarihin sonu' demişti. Ama biz buradayız ve kapitalizmle savaşıyoruz!” diye tokat çakıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl0ViuewoI/AAAAAAAAADk/V2Sm69e89yA/s1600-h/473475-580094.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl1zSuewpI/AAAAAAAAADs/akvRXT6zsYg/s1600-h/keny+arkana+la+rage+du+peuple.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127759174798590610" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl1zSuewpI/AAAAAAAAADs/akvRXT6zsYg/s400/keny+arkana+la+rage+du+peuple.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;La Rage du Peuple ismini ilk olarak Keny Arkana adında Arjantinli bir rapçinin şarkısından duyduk. Rusya, Bolivya, Filistin, Bolivya, Arjantin, Meksika, Ruanda, Somali, Küba, İrlanda, Irak... Tüm bu ülkeler her milimetresinde saf öfke olan bir film şeridi olarak geçiyor gözlerimizin önünden. Şarkıdaki saf öfke, tüyleri diken diken ediyor. Şarkıda La Rage du Peuple’dan bahsedilmesi bir rastlantı değil. Keny La Rage du Peuple organizasyonunun ilk hali olan La Maison de David’den beri işin içinde.&lt;br /&gt;Ve işte 'Espace zapatiste Marseille' isimli projeleriyle 2007 Dünya Sosyal Forumu’nda yer alan La Rage Du Peuple’ın kurucularından Gabriel Daoud &lt;strong&gt;Yeni Harman&lt;/strong&gt;’ın sorularını cevapladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;La rage du peuple nasıl kuruldu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;La rage du peuple Marsilya'da doğan, sıradan insanlardan müteşekkil bir topluluk. Grubumuz, adı "La Maison de David" (Marsilya'da özgürlükçü sanatçı ve savaşçıların kurduğu bir organizasyon) olan bir projeyle oluşturuldu. Bu oluşum başta genç insanlar, göçmenler olmak üzere herkese açık bir oluşumdu. Bir yaratım, bir dayanışma, bir politik aktivizm idi. Şu anki hali LePen’in seçimlerin ikinci turunda olduğu 21 Nisan 2002’den birkaç ay sonra ve ABD’nin Irak yıkımından hemen önce oluştu. "La Maison de David" deneyimi yerel hareket açısından insanlarla bir bağ oluşturmuştu. Global ve yerel arasındaki kenetlenmeye ve global değişim hareketindeki halkçı insanlara borçluyuz. "Orta sınıf" daha politik ve halkçı "sınıf " kapitalist sistemde kayboluyor. Fakat bizler büyük Marsilya'lılar buradayız! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Manifestonuz nedir? Neyin kavgasını veriyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Manifestomuz, kimliğimizin kökenini bulmak ve yönümüzü elverişli hale getirmek üzere farklı farklı insanlar tarafından yazıldı. Kim olduğumuz, neyin kavgasını verdiğimiz, ve nereye gittiğimiz hakkında kolektif bir bakış açısı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu gerçekten büyük bir mesele çünkü sadece yerel gruplara değil herkese sesleniyoruz ve itiyoruz ki diğer insanlar da manifestomuzu yakalayabilsin ve "evet, bu bizim manifestomuz!" diyebilsin&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl3eSuewrI/AAAAAAAAAD8/fAK5hVeXaHs/s1600-h/ezm0718.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127761013044593330" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="270" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl3eSuewrI/AAAAAAAAAD8/fAK5hVeXaHs/s400/ezm0718.jpg" width="329" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;. La rage du peuple'ı tanımlamıyoruz; "öfkeniz ve vicdanınız varsa pekala siz de La rage du peuple'ın bir parçasısınız." Başka bir dünya için ve politik açıdan yeni bir yön tayini için mücadele veriyoruz. Berlin Duvarı’nın sonu geldiğinde bazıları 'tarihin sonu' demişti. Global bir hareket ile yeni bir yol bulmak için savaşıyoruz çünkü tarihin sonu değil ve biz burada kapitalizmle savaşıyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu organizasyon Fransa'yla mı sınırlı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;La rage du peuple evrenseldir; her yerde acı çeken, sömürülen, fakir insanlarımız var. Organizasyonumuz farklı insanlarla bağ kurduktan sonra farklı sosyal forumlarla tanıştık ve şimdi Meksika, Latin Amerika ve Afrika'yla bağlantımız var. La Rabia del Pueblo, La Rage du People.. Bu farklı grupların kendi otonomileri olsun, kendi hareketlerini oluştursunlar istiyoruz. Gidip kimseye "sen şunları şunları yap" demeyeceğiz. Yatay bir organizasyon ve elbirliği bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peki bu sadece göçmenlerin isyanıyla mı sınırlı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. 2005'teki isyan gerçekten özel bir hareketti. Bizim organizasyonumuzla da yakından ilgiliydi. Bizim hiphop hareketinden sanatçılarımız var ve 2005'in Kasım ayında 'Varoşların Sosyal Forumu' için bir iletişim çağrısı yapmıştık. İsyan kendiliğinden oldu; organizasyonsuz.. Politik hareket ve varoş gerçeği arasında bir bağ oluşturduk çünkü aktivizm biçimimiz politik bir partinin ya da bir ‘orta sınıf organizasyonu’ndan farklı..Bir tek isyanla sınırlı değiliz. Hareketimiz, tıpkı oturum izinleri ellerinden alınmış yabancıların (les sans papiers) hareketi gibi; bambaşka bir şey için.. Hareketimiz, insanlara 21. yüzyılda politika yapılabileceğini gösteren bir dinamik, bir süreç..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'Espace zapatiste Marseille' projesi nedir, bilgi verebilir misiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Espace Zapatiste, Nairobi'deki 2007 WSF (Dünya Sosyal Forumu) esnasındaki yerel bir projeydi. Proje bir internet radyosu ve Bağımsız Medya Merkezi aracılığıyla fiziksel, görsel ve yeni teknolojiyi kullanarak bir bağ oluşturmayı amaçlıyor. Marsilya'da WSF esnasında 4 gün boyunca özel çabalarımızın yansımalarını görmek amacıyla bir yer açtık. Herkes için Nairobi'de ya da Porto Alegre'ye gitmesi mümkün değil. Organizasyona dahil olan bir ya da iki kişi gidebilir. Peki ya diğerleri? Bir organizasyonu olmayanların sesi yok mu? İşte, biz herkesin mahalli çabalarla WSF sürecinde yer almasını amaçlıyoruz. Sözgelimi Noailles halkı WSF esnasında radyomuzu dinledi ve sürece katkıda bulundu. Nairobi, İtalya'da Cenova , Barselona'da Catalan, Bask'ta Bilbabo, İrlanda'da Dublin ve ABD'de Filadelfiya arasında eşzamanlı bağlantı kurmuş durumdayız. Bu projenin global hareket için yeni bir yol bulmada katkıda bulunmasını umut ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kuruluşunuz ile Keny Arkana'nın şarkısı 'La Rage' arasında nasıl bir ilişki var? Kimdir Keny Arkana?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Keny Arkana'nın şarkısı grubumuzu sembolü, ilahisi.. Bu şarkı, tıpkı manifestomuz gibi vizyonumuzu yansıtıyor. Manifesto metnini okumayanlar için daha basit geliyor.. Şarkıda müzik var fakat asıl politik olan metnin kendisi.. Şarkı da tıpkı organizasyonumuz gibi spontane.. Keny, kuruluşumuzun yaratıcılarından biri, global değişim hareketi içinde. Keny Arjantin'den.. Gerçekten sıkı bir hikayesi var; Marsilya sokaklarından küçük bir kızın hikayesi.. Sokaklardaki yaşamın gerçekliğini biliyor. Müziğiyle genç insanlarla konuşabiliyor ve La rage Du peuple ile politik bir vizyonu var. Sokak ve umut, hiphop ve politika, halk ve hissiyatın kaynaşması.. Albümünün adı ' Çimento ve Güzel Yıldız Arasında'. İşte bu ikilik hareketimizin özü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://lh3.google.com/mesudata/Ryl4byuewtI/AAAAAAAAAEM/mH9Jtd5Qlgo/keny%20arkana%20la%20rage%20du%20peuple2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Keny Arkana'nın şarkısında toplu bir başkaldırı görüyoruz: Zapatistalar, Müslümanlar; Rusya'da Bolivya'da, Meksika’da, Küba'da, Fransa'da öfke.. Bu halkların, ulusların ortak meselesi nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun uluslardan çok bu uluslardaki sosyal hareketten bahsetmek istediğini düşünüyorum. Ortak mesele ekonomik globalizasyonun etkisi altındaki ülkelerde yaşayan insanlar. Her yerde IMF, WTO ve Dünya Bankası tarafından empoze edilen neoliberal projenin kurbanlarıyız. Politik hegemonik bir projenin içinde yaşıyoruz. Dünyadaki tüm halklarla birlikte çözüm bulmamız gerekiyorsa ve başka bir yol bulmak istiyorsak meselenin global bir mesele olduğuna inanmamız lazım. WSF projesinin, ekonomik globalleşmeye karşı küresel bir güç oluşturmak isteyen dünyadaki tüm kuruluşlar için global bir süreç olduğuna inanıyorum. Latin Amerika'da bu şuur oldukça kuvvetli. Sosyal hareket Bolivya'da, Nikaragua'da, Ekvador'da güç kazanıyor. Durum Venezüella, Arjantin, Şili ve Brezilya'da pek farklı değil fakat sol kuruluşlar sosyal hareket içinde hareket kazanıyor. Yeni bir politik vaka, yeni bir aktivizm biçimi.. Hakikaten ilgiye değer. Şimdi Doğu ülkelerinde, Asya'da ve Afrika'da da alternatifler oluşturmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu farklılıklar arasında bir birliğin oluşmasına inanıyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Elbette. Sosyal hareket bir gerçektir. Baskıcı olmayan, farklılıklara saygı duyan, fakirliğin olmadığı, düşünce özgürlüğünün var olduğu, çevreye saygılı, halkın haklarının garanti altına alındığı bir başka dünya arzusundaki ülkeler arasında yeni bir ittifak var şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Müslüman ve Komünist birliği mümkün mü?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu soruyu Fransa üzerinden cevaplamak zor. Avrupa'daki post modern dünya, sınıfsal şuurun sonudur. İşçiler var elbette fakat eskiden olduğu gibi kolektif bir şuur yok. İşçiler komünist harekete katıldığı zaman mesele bitecektir. Burada sendikalar, gerçeklikten ve modern kapitalist şehirlerde gelişmekte olan yeni yaşam biçiminden kopuk, köhne kuruluşlar. Şimdi yeni bir yol bulmamız şart. Yeni bir yol, çünkü komünizm son bulsa bile kapitalizmle olan mücadelemiz devam edecek! Fransa'da durum böyle. Öte taraftan pek çok ülkede komunizm, işçilerin sendikaların, ticari birliklerin düzenlenmesinde bir realitedir. Bu ülkelerde yaşayan insanlar için konuşabilirim ancak kendi bakış açımı ifade edebilirim: Lübnan'daki Hizbullah ile PCL (İtalya Komunist İşçi Partisi) ve Aounist (Lübnan Ulusal Özgürlük Hareketi) arasındaki yakınlaşma bir örnektir. Onlar arasında ve pek çok küresel değişimciler&lt;br /&gt;arasında bir diyalog oluşuyor. Ortak bir tabanda buluşmak ve bir diyalog ortamı oluşturmak açısından önemli. Bu, Akdeniz Sosyal Forumu ve Mağrib Sosyal Forumu ile alakalı bir süreç. Bunun sonucu olarak komünistler ve Müslümanlar arasında bir ittifak olabilir. Emperyalizme karşı duracaksak hep birlikte olmak farklılıklarımıza saygı duymak zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Herhangi bir politik partiyle ve kuruluşla bağlantınız var mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Fransa'daki sosyal hareketler ve 'global' sürece katkıda bulunan hareketlerle ile ilişki içindeyiz. Fakat Fransa'daki politik partilerle ilişki kurmayı reddediyoruz. &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl5hyuewuI/AAAAAAAAAEs/gystP_pwstM/s1600-h/ezm079.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127763272197391074" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl5hyuewuI/AAAAAAAAAEs/gystP_pwstM/s400/ezm079.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Malum, Ziyad Benna ve Bouna Traoré isimli iki gencin ölümünden sonra Fransa varoşları alevlendi. Bu konuda neler söylersiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kasım 2005 isyanı 21. yüzyılın ilk büyük kent isyanıydı. Mesele oldukça karmaşık ve katmerli.. 30 yıldır varolan ekonomik krizin sonucuydu o. Varoşlarımızdaki işsiz oranı %20 ve bazen %40'ı buluyor. Aynı zamanda polis baskısının bir sonucu; gençler her gün 'kimlik' kontrolünden geçiyor ve ırkçılığa, ayrımcılığa maruz kalıyor. Komünizm sona erdiğinden beri varoşlarda politik bir hareketimiz olmadı. Ziad ve Bouna'nın ölümü; polisler tarafından öldürülmeleri, çarpıcı bir isyanı tetikledi. Varoşlardaki pek çok genç, arabaları ve kurumları yaktı ve polisle çarpıştı. O 3 hafta tam anlamıyla kaostu. Bu bir hafıza problemi aynı zamanda; Fransız halkının bir kısmı tarihten bihaber ve daha da kötüsü tarih tekerrür ediyor.. İçişleri bakanı Sarkozy de "Varoşları Karsher (endüstriyel temizlik maddesi) ile temizlemek istiyorum" diye konuştuğunda isyanı tetiklemişti. Varoşlardaki gençlik, herhangi bir organizasyon olmaksızın, tamamen kendiliğinden gelişen bu meydan okumayla cevaplarını vermiş oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu ayaklanmadan sonra Fransız hükümetinin göçmen politikalarında bir değişiklik oldu mu? Çözümü nedir ve isyan tekrar edebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İsyan gelecekte tekrar edebilir. Çünkü gerçekte hiçbir şey değişmedi. Göçmenlere yönelik &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl51SuewvI/AAAAAAAAAE0/1L_5zeHiZ_4/s1600-h/paris+isyan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127763607204840178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl51SuewvI/AAAAAAAAAE0/1L_5zeHiZ_4/s400/paris+isyan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;politikalar şiddetleniyor ve durum daha da kötüye gidiyor.. Avrupa'daki şehirler köhnemiş, insanlar birbirinden ürküyor, kapılarını, sınırlarını kapatıyorlar. Durum tam bir problematik. Fakat böylece varoş halkının politik alanda söz sahibi olabileceği anlaşıldı. Kendimiz için demokratik bir saha oluşturmaya ihtiyacımız var. Bizler varoşlarda sesimizi duyuramazken, komedyen Jamel (Jamel Debbouze) ve futbolcu Zidane'dı sesimiz. La rage du peuple başka teşebbüslere yönelmek ve politik bir yol bulmaya katkıda bulunuyor. Sadece Fransa'da değil pek çok yerde sosyal hareketler bu meseleyle alakadar. 5 Kasım'da Varoşların Sosyal Forum'u önerimiz vardı. Şimdi bu önerimiz gerçekleşiyor: önümüzdeki Haziran ayında, Paris varoşlarından St Denis'te ulusal bir forum düzenlenecek. Daha önce dünyadaki göçmenlerin ittifakı olan Göçmenlerin Sosyal Forumu'na katılmıştık. Göçmenler sosyal dönüşümün aktörleri olabilir. Artık sosyal bir hareket olarak itibar görüyoruz. Bunu görünür hale getirmek oldukça mühim. Bu çözümün bir başlangıcı. Fakat zamana ihtiyacımız var. Başka bir isyan yaşarsak bunun bir 'son' olacağını umut ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Segolene Royal Cumhurbaşkanı seçilirse bir şeylerin değişebileceğine inanıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Segolene Sosyalist Parti içinde 'sosyal liberal' bir vizyona sahip. Sosyalistlerin sol kanadından çok merkezde yer alıyor. Toplumu dönüştüremez. Bugün varolandan çok az fazlasını istiyor.&lt;br /&gt;Ondan hiçbir şey beklemiyoruz. O, 50 yıldır tüm politik sınıfları oluşturan okulda;&lt;br /&gt;ENA'da (L’ecole nationale d'administration) yetişmiş biri. Valery Giscard d'Estaing, Chirac, Sarkozy, Hollande, Fabius... Hepsinin geldiği yer. Problem şu ki Fransız politik sınıfı fosilleşmiş durumda. Zengin insanları temsil ediyorlar ve zaman zaman sosyal politikalarla göz boyuyorlar. Segolene de aynı.. Fransa'nın Afrika'daki ya da dünyadaki konumunu asla değiştiremez. Başkan olacak ve hiçbir şey değişmeyecek. Yerel demokrasi ve ekonomik globalizasyon arasında sıkışmış durumda. Ne yapabilir ki? Aynı sisteme devam etmek istiyor. Gerçekten ondan hiçbir şey beklemiyoruz. Fransa'daki Sosyalist Parti bir kulüp, bir tabanları yok sadece destekçileri var! Fakat politika futboldan farklı. Cumhurbaşkanının değişimi sadece bir illüzyon!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mesud ATA [yeniHARMAN]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="355" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/mHMbSwIxaUs"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/mHMbSwIxaUs" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4546083672810783469-2990324077118977769?l=mesudata.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesudata.blogspot.com/feeds/2990324077118977769/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4546083672810783469&amp;postID=2990324077118977769' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/2990324077118977769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4546083672810783469/posts/default/2990324077118977769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesudata.blogspot.com/2007/09/la-rage-du-peuple-rportaj.html' title='La Rage Du Peuple [Röportaj]'/><author><name>Mesud Ata</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_fZHpGDiet3c/Ryl34iuewsI/AAAAAAAAAEE/dWSe40JORy0/s72-c/la+rage+du+peuple+logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
